KATEGORİ


Çocuk Kitaplığı

Küçük Şeyler

Alison HughesHolly Hatam

Küçük Şeyler

Çevirmen: Müge Akbulut

Kategori: Çocuk Kitaplığı

Sadece küçük, küçücük bir şeydi Nereden bilsin ki çocuk Yaptığı ufacık şeyin etkisi, Tahmin edebileceğinden çok büyük! Küçük bir çocuk, tek bir çöp parçasını yerden alıp çöpe atarsa ne olur? Farkında değildir, ama bu ufak hareket aslında büyük sonuçlar doğurur. Küçük şeyler, minik bir çöp parçasından yola çıkıp yaşadığımız bu geniş evreni kucaklıyor. Yaptığımız şeylerin dalga etkisini ve doğadaki unsurların aslında birbirine nasıl da bağlı olduklarını hatırlatıyor. Bir çocuğun sergilediği iyi bir davranışın nasıl katlanarak büyüdüğünü, yaptığımız ufak bir hareketle doğada meydana gelebilecek büyük değişiklikleri adım adım gösteriyor.
Her Çocuk Zekidir

Davina BellAllison Colpoys

Her Çocuk Zekidir

Çevirmen: Müge Akbulut

Kategori: Çocuk Kitaplığı

Zeki olmak sadece sorulara doğru cevaplar vermek değil, şekiller çizebilmek, “Merhaba! Nasılsın?” demek, denizkızı olmak ve hatta ejderhalara binebilmektir! Sevgi Şemsiyesi Altında ve Su Altında Süslü Kostüm Geçidi’nin yazarı Davina Bell, Her Çocuk Zekidir’de çocukların ne kadar özel ve zeki olduğunu anlatıyor.
Sevgi Şemsiyesi Altında

Davina BellAllison Colpoys

Sevgi Şemsiyesi Altında

Çevirmen: Müge Akbulut

Kategori: Çocuk Kitaplığı

Korktuğun şey ne olursa olsun! Yaklaş bana, canım. Burada seni her zaman güvenle sarmalarım. Asla senden uzakta değil. Çünkü sevgi şemsiyemiz var.
Su Altında Süslü Kostüm Geçidi

Davina BellAllison Colpoys

Su Altında Süslü Kostüm Geçidi

Çevirmen: Müge Akbulut

Kategori: Çocuk Kitaplığı

Bazen cesur olmak zordur. Bazen bir his, seni ele geçirir. Bazen sadece henüz hazır değilsindir. O gün gelene dek... Bu kitap, Alfie ve şapkası küçük kendisi büyük bir ahtapotun hikâyesini renkli ve dinamik görseller eşliğinde anlatıyor. Öyle bir hikâye ki henüz sadece duvar kâğıdındaki kovboylar biliyor. Şimdilik…

İnsan ve Toplum

Sosyolog ve Tarihçi

Roger ChartierPierre-Felix Bourdieu

Sosyolog ve Tarihçi

Çevirmen: Zuhal Emirosmanoğlu

Kategori: İnsan ve Toplum

“Pierre Bourdieu, şüphesiz çağdaş sosyolojik düşünce birikimine damgasını vurmuş önemli toplum bilimcilerden birisidir. Fransa’daki sosyal bilim camiası içinde onu diğer düşünürlerden ayıran en önemli özellik, Althusserci skolastiği veya 70’li yıllara egemen dogmatik Marksizmin Sovyet veya Çin menşeili masallarını ikna edici bulmayan sol eğilimli aydınlara yeni bir öneride bulunmasıdır. Bourdieu modern sosyolojinin dogmatik görüşlerinden uzak durmuş, bu görüşlere çekici bir alternatif sunmuş ve toplumsal sorunlar hakkında eleştirel bir yol haritası vermeyi başarmıştır.” Fransız tarihçi Roger Chartier 1988’de France Culture’de bir radyo programı sunar. Programın adı teklifsiz, apaçık konuşma anlamında À voix nue deyimidir. Pierre Bourdieu bu programa beş kez konuk olur ve Sosyolog ve Tarihçi de bu program kayıtlarının beş başlık altında derlenmesinden ortaya çıkmıştır. Roger Chartier’nin eser için kaleme aldığı önsöz ve Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Dr. Birol Çaymaz’ın sunuş yazısıyla Sosyolog ve Tarihçi Pierre Bourdieu’nün alan, habitus gibi kavramlarına ve sosyoloji, tarih, felsefe gibi farklı disiplinler hakkındaki görüşlerine ışık tutuyor.
Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler

Joel S. Migdal

Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler

Çevirmen: Onur İşci

Kategori: İnsan ve Toplum

Fransa’nın bir bölgesinde köylülerin akşam duaları uzun zaman şu satırı içermekteydi: “Bizi bütün kötülüklerden ve adaletten koru.” Elbette Fransa’nın köylüleri “adalet” ve adalet kurallarını temsil eden devletle olan belirsiz ve düşmanca ilişkilerinde yalnız değillerdi. Bu kitabın sayfalarında, insanlar ile onların hayatlarını yönetmek için adalet kuralları oluşturmaya çalışan devletler arasındaki bir takım merkezî ilişkileri tanıma fırsatını yakalayacaksınız. Neden bazı liderlerin vizyonlarını gerçekleştirmede daha çok, bazılarının ise daha az başarılı olduğuna ilişkin doyurucu cevaplar bulacaksınız. Birçok Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkesi, ellerindeki kaynaklara rağmen, toplumlarının davranışlarını yönlendirmede neden bu kadar zorlanıyor? Buna karşılık, neden çok az sayıda başka devlet böyle bir kontrolü kolayca oluşturabiliyor? Başarısız yasaların ve sosyal politikaların devletin kendisi üzerinde nasıl bir etkisi var? Bu soruları yanıtlarken Migdal, Üçüncü Dünya’da devletin rolüne daha önce bakılmamış bir perspektiften bakıyor. Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler, devlet-toplum ilişkilerine ve Üçüncü Dünya’daki ekonomik, siyasal reform olanaklarına yönelik yeni bir yaklaşım sunuyor: Devletin diğer sosyal örgütlerle mücadelesini öne çıkaran bir devlet-toplum ilişkileri modeli ve devletlerin bu mücadelelerde üstünlük kurmasını sağlayan özelliklerini ele alan bir teori.
İbn Haldun'un Mukaddime'sinde Maişet Yolları

Ozan Sağsöz

İbn Haldun'un Mukaddime'sinde Maişet Yolları

Kategori: İnsan ve Toplum

Ozan Sağsöz bu çalışmasında İslam düşünce tarihinin önemli isimlerinden biri olan İbn Haldun'u ve onun klasik eseri Mukaddime'yi iktisadi düşünce tarihi perspektifinden değerlendiriyor. İbn Haldun’un içinde bulunduğu tarihyazımı geleneği hakkında bilgi verdikten sonra, onun bu gelenekle ilişkisinin ana hatlarını belirlemeye çalışıyor. Sağsöz, İbn Haldun’un tarih çalışmaları için meydana getirdiği umran biliminin metodolojik çerçevesini çiziyor ve Mukaddime'de tasvir edilen toplumsal hayatın iktisadi görünümlerini analitik bir düzlemde inceliyor. Mukaddime'de iş bölümü, geçim yolları ve insan ihtiyaçları gibi temel kavramları, İbn Haldun öncesi ve sonrası düşünce tarihi sürekliliğinde değerlendiriyor.
Türkiye'de Paranoid Ethos

Murat Önderman

Türkiye'de Paranoid Ethos

Kategori: İnsan ve Toplum

Türkiye’deki toplumsal ve kültürel yapıya dair mevcut akademik literatürün ufuk çizgisinin çok ötesine geçen, sıradışı bir çalışma Türkiye’de Paranoid Ethos. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Murat Önderman Türkiye’de Paranoid Ethos’ta okurlarına, gerçekle gerçekdışı arasında, kuşkuyla emin olmak arasında gidip gelen bir toplumsal fenomene; yani ‘paranoya’ kavramına odaklanıyor. Paranoyanın her zaman çift yönlü bir etki gösterdiğini ortaya koyan Önderman, hem bireysel hem kolektif paranoya üzerine düşünerek, Türkiye’nin sosyo-kültürel psikolojisine dair zihin açıcı ve benzersiz bir analiz sunuyor.

Klasik

Yedi Meclis Mecâlis-i Seb‘a

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Yedi Meclis Mecâlis-i Seb‘a

Çevirmen: Hicabi Kırlangıç

Kategori: Klasik

"Terazi, sadece dükkanlarda ve çarşılarda asılı olan değildir. Terazi, Hakk’ın âyeti, Allah’ın sırrı ve bilginin ayırt ediciliğidir. İşte bu, rûhânî terazidir. Bu, dünyadaki bunca terazinin kaynağı olan semâvî tartıdır. Meyvenin ayrı, sözün ayrı terazisi vardır. Söz doğru mu yanlış mı, hak mı bâtıl mı, bilirsin böylece. Kıymeti nedir bilmen için insanın da ayrı bir terazisi vardır…” Klasik dönemde sohbetler, dinleyicilerden birisi tarafından yazıya geçirilir ve meclis adıyla anılırdı. Bu sohbetler bir kitap biçiminde düzenlenince kitaba genellikle mecâlis (meclisler) adı verilirdi. Yedi Meclis (Mecâlis-i Seb‘a), adından da anlaşılacağı üzere, büyük mutasavvıf Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin yedi sohbetinden oluşmaktadır. Sohbetler, Mevlânâ’nın halifesi Hüsâmeddin Çelebi ya da oğlu Sultan Veled tarafından konuşma anında yazıya aktarılmıştır. Her sohbet (meclis) Allah’a hamd ve Hz. Peygamber’e dua ile başlar. Duanın ardından bir hadisin şerhi etrafında gelişen asıl sohbete geçilmektedir. Sohbette seçilen hadisin işaret ettiği hususlar, kimi ayet ve şiirlerle desteklenerek anlatılmakta ve zaman zaman da hikâyelerle konu pekiştirilmektedir. Klasik şark edebiyatında bir nesir türü olarak da nitelenen meclisin en önemli örneklerinden biri olan Yedi Meclis’i Hicabi Kırlangıç’ın akıcı Türkçesiyle zevkle okuyacaksınız…
Pendnâme

Ferîddüddîn-i Attâr

Pendnâme

Çevirmen: Adnan Karaismailoğlu

Kategori: Klasik

Dünyada kimin itibarlı olduğunu bilir misin? Bakışı temiz olan kişi. Bu devran insana vefâlı olmaz; zulmeder, sevgiyle işi yoktur. Üzüntü gününde seninle beraber olanı sevinç gününde de sor, mutlaka. Nimet gününde biriyle alakadar olursan, dert gününde sana yardımcı olur. Horasanlı meşhur şair ve mutasavvıf Ferîdüddîn-i Attâr’ın (ö. 1221) kaleme aldığı ve ülkemizde Pendnâme ve Pend-i Attâr adlarıyla anılan elinizdeki bu öğüt kitabı, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde büyük alaka görmüş klasik eserlerden biridir. Aslı Farsça olan Pendnâme, klasik bütün kitaplarımız gibi yüce Allah’a hamd u niyaz ve Peygamber Efendimizi övmekle başlayarak, özellikle genç yaşta öğrenilip hayat boyunca uygulanması gereken kuralları ve alışkanlıkları belirli başlıklar altında işlemektedir. Eserde olgun insan ve erdemli toplum hedefi için açıklanması gerekli görülen hususlar, dini kaynaklara ve geleneğe dayalı olarak sıralanmaktadır. Dokuz yüz kadar beyit içeren ve mesnevi nazım şekliyle kaleme alınan bu eser, aynı zamanda bir görgü kuralları kitabıdır. Bu özelliğiyle Pendnâme; nasîhatnâme, siyâsetnâme ve ahlak kitapları arasında anılmaktadır. Eser okunurken, geçmiş asırlardaki tercihler ve hayat şartları hatırda tutulmalıdır. Anadolu’dan Hindistan’a kadar İslam dünyasında asırlarca ellerde dolaşan; Türkçe başta olmak üzere Arapça, Hintçe/Urduca, Fransızca, Latince, İngilizce, Almanca ve bazı başka dillere de tercüme edilmiş olan Pendnâme, nasîhatnâmelerin İslâm kültür coğrafyasındaki en meşhur örneklerindendir.
Âriflerin Tesbihi

Molla Câmî

Âriflerin Tesbihi

Çevirmen: Hicabi Kırlangıç

Kategori: Klasik

Kudretin yarattığı ilk şey kalemdir. Kalemin ucunda iki dünya tek bir yazıdır. O, kalem değil, güzellik bahçesinde yetişmiş taze bir fidandır. Varlık silsilesi göz önüne alındığında fikirde ilk, fiilde sondur. Sûreti insandan doğmuşsa da mânâsı varlığın özüdür. İslâmî ilimler, tasavvuf, dil, edebiyat ve şiir sanatları alanında pek çok eser kaleme almış olan Molla Câmî, Sebk-i Hindî dönemi öncesinde yetişen, klasik Farsça şiirin son büyük şairidir. Eserleriyle şöhreti Hindistan’dan Balkanlara kadar geniş bir coğrafyaya yayılan Câmî; gençlik, orta yaş ve yaşlılık dönemleri şiirlerini üç ayrı divanda bir araya getirmiş, ayrıca büyük mesnevi şairlerinin oluşturduğu “hamse” geleneğini geliştirerek yedi mesnevi kaleme almış ve bu mesnevi külliyatına Heft Evreng (Yedi Taht) adını vermiştir. Heft Evreng’in dördüncü mesnevisi olup amelî ahlak ve tasavvuf konularını içeren Âriflerin Tesbihi (Subhatu’l-ebrâr), Câmî’nin özellikle şekil bakımından en özgün sayabileceğimiz mesnevisidir. Zira şair bu manzumesini, diğer mesnevilerinin aksine, hiçbir şairi örnek almadan yazmıştır. Toplam 2875 beyitten oluşan ve Timurlu hükümdarı Hüseyin Baykara’ya ithaf edilen Âriflerin Tesbihi (Subhatu’l-ebrâr); tevhîd, naat, padişaha övgü ve öğüt gibi kısımlardan sonra ‘ıkd (tespih taşı) adı verilen kırk bölümden oluşmaktadır. Her bölümde dinî, ahlâkî ve tasavvufî bir konu işlenip bir hikâye ile pekiştirilmiştir. Fars şiirinin en büyük üstatlarının sonuncusu sayılan Câmî’nin üstün şairlik kabiliyeti yanında dinî, edebî ve aklî ilimlerle tasavvuftaki derin vukufunun aksettiği bu klasiği keyifle okuyacaksınız…
Munkiz Tercümesi

Mehmed Zihni Efendi-Mehmed Said

Munkiz Tercümesi

Çevirmen: Hazırlayan: Furkan Ustakurt

Kategori: Klasik

…tarîk-i taklîdde bulunmanın bir şartı da âdem kendinin mukallid olduğunu bilmemektir. Eğer insan mukallid olduğunu anlarsa mukallidliği ol saat mahvolur. Çünkü o bir şîşedir ki kırıldığı gibi bir daha ta‘mîr götürmez, meğerki tekrar eritilip de yeniden başka bir kalıba döküle. Gazzâlî’nin kendi hakikat soruşturmasını anlattığı el-Munkiz mine’d-dalâl (Dalaletten Kurtarıcı), yüzyıllar boyunca ilgi ile okunmuş, tartışılmış ve çeşitli dillere çevrilmiştir. Günümüzde eserin birçok Türkçe çevirisi bulunmaktadır. Elinizdeki kitap yazılışından yaklaşık sekiz asır sonra Mehmed Zihni Efendi’nin, Emiroğlu Mehmed Said ile birlikte hazırladıkları Munkiz Tercümesi’dir. Çalışma, eserin tercümesi ile mütercimlerin gerekli gördükleri bölümlere yazdıkları şerhlerden oluşmaktadır. el-Milel ve’n-Nihal, Mukaddime, Şerhu’l-Mevâkıf, Keşfü’z-zunûn gibi eserlerin kullanıldığı şerh kısımları yalnız kitabın daha iyi anlaşılmasına katkısı bakımından değil son dönem Osmanlı aydınının dikkatlerini göstermesi bakımından da önemlidir. Munkiz Tercümesi felsefi düşüncenin ana hedefi olan “kesinlik” ve dini düşüncenin merkezinde yer alan “iman” ve “bilgi” üzerine Mehmed Zihni’nin Türkçesiyle düşünmenin imkânlarını hatırlamak isteyenler için…

Edebiyat

Erzurum Yolculuğu

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin

Erzurum Yolculuğu

Çevirmen: Eyüp Karakuş

Kategori: Edebiyat

“İlham peşinde koşmak deyimi bana hep gülünç ve anlamsız bir tuhaflık barındırıyor gibi gelmiştir. Çünkü ilham aranmaz, o kendisi çıkar gelir ve şairi bulur. Müstakbel başarılara ve kahramanlara övgüler düzmek üzere kalkıp savaşa katılmak benim için bir yandan fazlasıyla bencilce, diğer yandan yine fazlasıyla uygunsuz bir davranış olurdu. Ben askerî kararlara ve değerlendirmelere karışmam. Bu benim işim değil.” Erzurum Yolculuğu Aleksandr Puşkin’in 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Kafkasya üzerinden Osmanlı İmparatorluğu’na yaptığı yolculuğu konu alır. Kafkasya’daki Rus karargâh şehrine vardığında, sürgün döneminde tanıştığı asker arkadaşlarının Erzurum’u istila etmek üzere sefere çıktığını öğrenen şair, izni olmadığı hâlde Osmanlı sınırlarını aşar, Erzurum’a kadar gelir. Yolculuğu boyunca birtakım eskizler çizer, notlar alır: karşılaştığı Türk askerleri, Erzurum Komutanı Salih Paşa ve eşi, Tatarlar, Tellak Hasan ve Paşa’nın konağı… Gözlemlerini yalın bir dille paylaşan Puşkin, Rusların başarısını yeterince övmediği için eleştirilecek ve Erzurum’a yaptığı bu izinsiz yolculuk, Çar I. Nikola’nın Puşkin’i ev hapsiyle tehdit etmesiyle sonuçlanacaktır. 1830’da kısmen yayımlanan Erzurum Yolculuğu, yeniden düzenlenerek 1836’da Puşkin’in Sovremennik adlı dergisinde yayımlanır. 1937’de Sovyet dönemi Rusyası’nda filme uyarlanan Erzurum Yolculuğu, bir savaş çağının arifesinde, bu coğrafyadaki yolların, askerlerin ve halkın, şair ve yolcu Puşkin’in kaleminden yansıyan görüntüsüdür.
Muallime

Emine Semiye Hanım

Muallime

Çevirmen: Hazırlayanlar: Tuğba Sivri Çınar Ebrar Begüm Üstün

Kategori: Edebiyat

“Gülmek, hatta ağlamak bile Behbude’ye yaraşıyordu. Behbude gülerken solgun ve mahzun siması bahar gülleri gibi kesb-i letâfet ediyor; ağlarken güzel kirpiklerine asılan katarât-ı elem-nümûn [elem gösteren damlalar] hazin hazin damlar, renksiz yanaklarını istila eden bir pembelik, hüsnünün nekāisinden [güzelliğinin eksikliklerinden] birini ikmâl ettiği için sima güzellenir, ara sıra atfettiği nigâhlar [bakışlar], karşısındakileri gaşyedecek [mest edecek] derecede letafetnisâr [güzellik saçıcı] olduğundan artık veçhinde çirkinlikten eser kalmayıp güzel, hem de pek güzel sayılırdı…” Ünlü tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı olan Emine Semiye Hanım (1864-1944), ablası Fatma Aliye gibi, 21. yüzyılda yeniden keşfediliyor ve yüz yılı aşkın bir unutuluşun ardından edebiyat ve tarih sahnesinde hak ettiği yeri edinmeye başlıyor. VakıfBank Kültür Yayınları’nın Emine Semiye Külliyatı’na yazarın 1899-1901 yılları arasında Hanımlara Mahsus Gazete’de tefrika edilmeye başlayıp, ardından aynı gazetenin Hanım Kızlara Mahsus ekinde tefrikasına devam edilen romanı Muallime’yle ikinci kitabı ekliyoruz. Dönemin çalkantılı siyasal ve toplumsal atmosferini karmaşık olay örgüsü, sarmal zaman kullanımı ve kalabalık karakter kadrosuyla okura anlatan roman, eğitim ve kadın hakları ilişkisini, güçlü bir kadın karakter olan Behbude (Muallime) üzerinden aktarıyor. Aşk ve evlilik üzerine reformistten öte devrimci denebilecek bakış açısının yanı sıra son Osmanlı’nın yıkılan konak hayatının da ustalıkla işlendiği Muallime, sadece edebiyat okurlarının değil, Osmanlı Aydınlanmasının toplumsal ve siyasal yönlerini kadın hareketi üzerinden anlamak isteyen bütün araştırmacılar ve tarihseverlerin ilgisini bekliyor.
Molla Nur

Aleksandr Bestujev-Marlinski

Molla Nur

Çevirmen: Nebi Mehdiyev

Kategori: Edebiyat

“Perverdigâr, Yüce Tanrı, hâlimiz perişan! Hayat kaynağımız bulutlar! Semavi sütü yeryüzüne indirin, toprağın yaralarını sarın, kuraklığı yok edin. Oklarınızı günahkârlara saplayın, günahsızları da sevindirin... Zira yeryüzündeki herkes günahkâr olmadığı gibi göğsünüzde yatan sadece şimşekler değildir. Hayat verici yağmurlarınız da vardır. Sadece korku değil, aynı zamanda umut da vardır.” Türkçeye ilk kez çevrilen Molla Nur gerçek bir hikâyeye dayanır ve Dağıstan’da küçük bir grubun susuzluğa çare aramak için Şahdağ’a yaptıkları zorlu tırmanışla başlar. Yüksek dağların yamaçlarından, Molla Nur himayesindeki eşkıyaların pusularına uzanan bu yolculuğun ödülüyse aslında herkes için başkadır: İskender Bey sevdiğine kavuşmayı, Fethali Bey itibar kazanmayı ve her biri Molla Nur gibi özgür olmayı istemektedir. Molla Nur, onlara bu özgürlüğün bedelini hatırlatacaktır. 1825 yılında St.Petersburg’taki Dekabrist ayaklanmasına katıldığı gerekçesiyle önce Sibirya’ya, ardından Kafkaslara sürülen Aleksandr Bestujev-Marlinski’nin sürgün dönemi eserlerinden olan Molla Nur, 1800’lerde Dağıstan bölgesindeki politik yapılanmayı, toplumun yaşam tarzını, geleneklerini, ahlaki ve manevi değerlerini gözler önüne seriyor.
Sounder Sahibini Arayan Av Köpeği

William Howard Armstrong

Sounder Sahibini Arayan Av Köpeği

Çevirmen: Doğu Rüzgar Özer

Kategori: Edebiyat

“Sounder’ın sesine paha biçilemezdi. Bu ses, büyük göğüs kafesinden ve geniş çenesinden âdeta bir mağaranın içinden yankılanıp geliyormuşçasına çıkıyordu; daha dışarıya ulaşmadan yarı yankıya dönüşüyordu. Avını ağaca kaçmak zorunda bırakan Sounder’ın geceyi dolduran ani havlamasını duyan bir yabancı, ağacın altında bir değil, altı köpek olduğunu düşünebilirdi. Ama kırsalın tamamında, verandalarının direklerine yaslanmış veya kulübelerinin kapılarında dikilmiş olan komşular, bu sesin Sounder’a ait olduğunu biliyorlardı.” Ortakçılık, Amerika’da köleciliğin ardından gelen ve yaklaşık yüz yıl sürmüş bir tarım sistemidir. Toplumsal ilişkiler, bu tarım sistemi merkezinde ve ırkçılığın taşıdığı sorunları beraberinde getirerek oluşmuştur. Av köpeği Sounder’ın bağlandığı siyahî ailenin kaderi, işte bu ilişkiler ağına dolanmış ve beklenmedik bir olayla âdeta düğüm olmuştur. William H. Armstrong, bu ailenin 1930’lu yılların Amerika’sının zorlu şartlarıyla mücadelesini ve ortakçılık etrafında gelişen sosyal düzenin nasıl işlediğini, bir çocuk ve köpeğin arkadaşlığı üzerinden gözler önüne serer. Amerikan Çocuk ve Gençlik Edebiyatı için önemli bir ödül sayılan Newbery Madalyası’na sahip eser, 20. yüzyıl Dünya Gençlik Klasikleri listesindeki yerini tartışmasız bir şekilde korur ve dünya gençlik edebiyatında bir dönüm noktası olarak kabul edilir.

Felsefe

Teknik ve Büyü

Federico Campagna

Teknik ve Büyü

Çevirmen: Barış Arpaç

Kategori: Felsefe

“İmparatorluk dönemi Roma’sı ve İran’ından kalma eski ve paslı anahtarların; nanomühendislikle yapılmış, kırılması neredeyse imkânsız şekilde şifrelenmiş, boyunduruk demirlerinden dövülmüş gibi görünen tüm kilitlere rahatça oturduğunu görmek son derece tatlı bir sürpriz. Federico Campagna böyle bir şey yaptı.” Tekniğin nihilizme hapseden kapılarını, betimlenemezliğin büyülü anahtarı ile açmayı deneyen Campagna, bizi gerçeklik hakkında tekrar düşünmeye davet ediyor. Teknik’in dünyayı mutlak dil yoluyla ele geçirme girişimi, gerçekliğimizin temellerini sarsıyor, anlam dünyamızı parçalıyor. Campagna, gerçekliğin teknik aracılığıyla inşa edilen ve nihilizmin açmazlarına sürükleyen yönüne dikkat çekerek, çıkış yolunun güncel siyaset ve ekonomi tartışmalarından çok daha derinlerde yattığını gösteriyor. Heidegger, Jünger ve Stirner’den; İbnü’l-Arabî, Sühreverdî ve Molla Sadra’ya uzanan derinliklerde çözüm arayan Campagna, büyüyü varoluşun kalbindeki betimlenemezlik kavramının çevresinde dünyayı yeniden inşa etme kabiliyetine sahip alternatif bir sistem olarak resmediyor. Teknik ve Büyü bize dünyayı değiştirmek istersek, ilk yapmamız gereken şeyin onun dayandığı gerçeklik kavramını değiştirmek olduğunu hatırlatıyor.
Roma Katoliği ve Politik Form

Carl Schmitt

Roma Katoliği ve Politik Form

Çevirmen: Gültekin Yıldız

Kategori: Felsefe

Alman siyaset kuramcısı Carl Schmitt, bu eserinde, Roma Katolik Kilisesi’ni tarih üstü/tarih ötesi dinî rolü ve daveti açısından değil, Roma sonrası Avrupa tarihinde işgal ettiği siyasi kudreti itibariyle ele alıyor. Üzerinde yoğunlaştığı tarihi devir, Protestan ve Püriten fırkaların ona muhalefetini tevarüs eden seküler politik ve ekonomik aktörler lehine güç kaybettiği “modern zamanlar”dır. Bu eserin en can alıcı tespiti olarak, kapitalist ekonomi çağında sermayedar patronun ve ona muhalif proleterin ekonomi merkezli dünya tasavvurları dikkat çekiyor. Schmitt bu çalışmasında, makinenin geleneksizliğini, Protestan tüccarın yersiz-yurtsuzluğunu, hususî mülkiyeti teminat altına alan şahıs hukukunun amme hukukuna galebesini, dinî tecrübenin ve itikadın şahsileşmesiyle her şeyi hususîleştiren kapitalist hayat tarzının irtibatını; Roma Katolik Kilisesinin hâkim olmadığı bir dünyanın tezahürleri olarak meseleleştiriyor. Roma Katolikliği ve Politik Form, her ne kadar Katoliklik-Protestanlık ekseninde başlı başına bir Avrupa tarihi tartışması gibi gözükse de son devir Türkiye tarihinde birbirine zıtmış görüntüsü veren siyasî/fikrî fırkalar hakkında da bizi bir değerlendirme yapmaya sürüklüyor.
Rasyonalitenin Farklı Yüzleri

G. E. R. Lloyd

Rasyonalitenin Farklı Yüzleri

Çevirmen: Fırat Kurt

Kategori: Felsefe

Rasyonalite, düşünce ve davranışların her yerde belirli ölçütler çerçevesinde değerlendirilebileceği, iyi tanımlanmış, insana dair evrensel bir olgu mudur? Yoksa rasyonel ve irrasyonel yalnızca kültürel yapıların bir ürünü müdür? Bu çalışma söz konusu iki seçeneğe bir alternatif sunuyor. Evrenselci tez, farklı zaman ve mekânlarda örneklerini bulabileceğimiz sağlıklı insan akıl yürütmelerinin çeşitliliğini göz ardı eder. Üstelik sıklıkla Avrupa merkezci bir önyargı sergiler. Aşırı görecilik ise karşılıklı olarak anlaşılmaz evrenlerde olduğumuz sonucuna varma tehlikesiyle yüz yüzedir. Çoğunlukla antik Yunan düşüncesinden miras aldığımız bazı kavramlar, özellikle Doğa ve Kültür, düz anlam ve metaforik anlam gibi ikilikler eleştirel olarak incelenmedikçe bahsettiğimiz problemler daha da derinleşir. Felsefeden bilişsel bilimlere birçok disiplinden beslenen bu kitap, rasyonel dediğimiz şeylerin heterojenliğine dair hem kadim (özellikle Yunan ve Çin) hem de modern toplumların bizlere neler öğretebileceğini araştırıyor.
Aydınlanma Rüyası: Modern Felsefenin Yükselişi

Anthony Gottlieb

Aydınlanma Rüyası: Modern Felsefenin Yükselişi

Çevirmen: Cansen Mavituna

Kategori: Felsefe

Britanyalı fikir tarihçisi Anthony Gottlieb, yayınlandığında büyük ilgi gören bu kitapta, Batı düşüncesinin Rönesanstan sonraki ikinci büyük entelektüel patlaması olan Aydınlanma Çağını ele alıyor. Aydınlanma Rüyası, Galileocu bilimsel devrimin ve kanlı din savaşlarının ardından Descartes, Hobbes, Spinoza, Locke ve Leibniz’in felsefi sorgulamalarıyla temelleri atılan Aydınlanmanın, sonraki yüzyılda Hume, Voltaire ve Rousseau gibi filozofların tartışmalarıyla Avrupa’nın kültürel coğrafyasında nasıl büyük bir zihin devrimine yol açtığını inceliyor. Otuz Yıl Savaşlarından Fransız Devrimine uzanan süreçte yaklaşık yüz elli yıllık bir döneme tekabül eden canlı tartışma ortamını ayrıntılarıyla ele alan Aydınlanma Rüyası: Modern Felsefenin Yükselişi, Aydınlanmacıların dinsel düşünceden seküler düşünceye, ahlâk felsefesinden toplumsal düzen arayışlarına yönelişini takip etmek adına önemli bir başvuru kaynağı.

Kesişimler

Homo İnformatiks

Luc De Brabandere

Homo İnformatiks

Çevirmen: İlhan Burak Tüzün

Kategori: Kesişimler

Bir mühendis, matematik tutkunu ve aynı zamanda felsefe alanında akademik çalışmaları olan Luc de Brabandere, farklı alanları sentezlemeyi seven bir düşünür. Yazarın tüm bu yönlerinden beslenerek ortaya koyduğu eser, sayıların diliyle sözel dili karşılaştırarak Homo İnformatiks adlı yeni bir insan türünün doğmakta olduğunu haber veriyor ve bu insan türünün sınırlarını tartışıyor. Eser aynı zamanda Aristoteles’ten Hârizmî’ye, Leibniz’den Thomas Bayes’e, Bertrand Russell’dan Claude Shannon’a pek çok önemli ismi bir araya getiriyor ve internet ve bilgisayarların hızla değişen yenilikçi dünyalarının matematik, mantık ve felsefeye dayanan temellerini tarihsel gelişim süreci içinde ele alıyor. Akıcı bir anlatım tekniği ile kaleme alınan ve Türkçeye Homo İnformatiks: Bilişim, Matematik ve Mantığın Kesişen Dünyaları adıyla kazandırılan bu çalışma, sadece uzmanların değil yenilikçi düşünce ve yaratıcılık gibi konulara ilgi duyan kitapseverlerin de zevkle okuyacağı bir eser.
Tolstoy-Gandhi Mektuplaşmaları

Lev TolstoyMahatma K. Gandhi

Tolstoy-Gandhi Mektuplaşmaları

Çevirmen: Fahrettin Biçici

Kategori: Kesişimler

Edebiyat dünyasının baş tacı Tolstoy’un en büyük hayranlarından birinin Gandhi olduğunu biliyor muydunuz? Pasif direnişçilerle beraber kurduğu kırsal yaşam topluluğuna “Tolstoy Çiftliği” adını verdiğini? Gandhi’nin Tolstoy’a yazdığı ilk mektubunun nedeninin, onun Hintli bir devrimciye yazdığı, Hindistan’ın özgürleşmesi için tek yolun şiddeti reddetmek ve sevginin yasasına boyun eğmek olduğunu söyleyen mektubunu tercüme etmek ve yayımlamak için izin istemek olduğunu? Peki Gandhi mektup yayımlanırken hangi bölümlerin çıkartılmasını istedi? Tolstoy ile Gandhi’nin mektuplaşmalarını okurken, ahlaki mükemmeliyetçilikten ödün vermeden nasıl mücadele edilebileceğini göreceksiniz. Tolstoy’un dediği gibi kesinlikle direnmemek mi, yoksa Gandhi’nin öğütlediği gibi pasif direniş mi doğrusuydu? Bu kitap, kötülüğe karşı direnerek bir hayat sürmenin çarelerini arayan bu iki bilge insanın bu yolda birbirine nasıl destek olduğunu merak edenler için…
On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu

John Ruskin

On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu

Çevirmen: Erdem İlgi Akter

Kategori: Kesişimler

İngiltere’de yaşanan Sanayi Devrimi 19. yüzyıl entelektüellerince nasıl deneyimlendi? Devrimin ne gibi çevresel sonuçları oldu? O zamanlar İngiltere gökleri nasıldı? Bu gökler, 19. yüzyıl sanatına nasıl yansıdı? Nasıl yansımalıydı? Bir Victoria Çağı entelektüeli olan sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, Sanayi Devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alan ilk metinlerden birini ortaya koyuyor On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu adlı çalışmasında. Ruskin’in 1884-1885’te Oxford Üniversitesi’nde verdiği derslerin notlarından oluşan bu metin, dönemin “musibet rüzgârını” bir sanat tarihçisinin gözüyle ve 19. yüzyıl gözlemciliğiyle ortaya koyuyor. Bu gözlemleri, farklı mekânların gökleriyle, büyük ressamların eserleriyle, şiirle ve antikçağ metinleriyle harmanlıyor. Estetik, eleştirel ve ilham verici; kendi ifadesiyle, “gökyüzünün işaretlerine” etkisi ol(a)masa da, zamanın işaretlerini etkilemiş bir eser On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu.
Yaşayan Ölümün Mekânları: Kafka, Chirico ve Diğerleri

László F. Földényi

Yaşayan Ölümün Mekânları: Kafka, Chirico ve Diğerleri

Çevirmen: Emre Güler

Kategori: Kesişimler

Macaristan’ın en saygın entelektüellerinden biri kabul edilen kültür kuramcısı ve sanat tarihçisi László F. Földényi, VakıfBank Kültür Yayınları aracılığıyla ilk defa Türk okurlarıyla buluşuyor. Földényi bu kitapta Rönesans resimlerinden Nazi Almanya’sının şehir planlarına, Giorgio de Chirico’nun gerçeküstü resimlerinden Franz Kafka’nın bürokrasi mekânlarına uzanan bir yolculukta, Batının “ideal şehir” hayalinin izini sürüyor. Yazar doğanın kaosu karşısında her şeyi gören, organize eden ve yönetebilen bir gözün hayalinin moderniteyle beraber tekrar tekrar nasıl inşa edildiğini, bunun arkasındaki zihin dünyasını, ütopya ve ölüm arasındaki yakın ilişkiyi inceliyor. Şehir planlaması, resim sanatı ve edebiyatı birbiriyle konuşturan Yaşayan Ölümün Mekânları: Kafka, Chirico ve Diğerleri metinlerarası ve kuramsal bir eleştiri...

İktisat

Çöküş: Finansal Krizlerle Dolu Bir On Yıl Dünyayı Nasıl Değiştirdi?

Adam Tooze

Çöküş: Finansal Krizlerle Dolu Bir On Yıl Dünyayı Nasıl Değiştirdi?

Çevirmen: Ahmet Fethi Yıldırım

Kategori: İktisat

Günümüzün saygın ekonomi profesörlerinden Adam Tooze’nin 2008 küresel krizinin başta ABD olmak üzere Çin, Rusya ve Avrupa üzerindeki etkilerini incelediği bu çalışma, okurlarına, ekonomi tarihi alanında yeni bir vizyon sunuyor. 1929’daki Büyük Buhrandan sonra dünyanın yaşadığı en büyük kriz olarak kabul edilen 2008 küresel ekonomik krizini, yazar, “çöküş” olarak nitelendiriyor. ABD’nin en büyük yatırım bankalarından Lehman Brothers’ın 600 milyar dolarlık borcuyla iflas etmesi üzerine başlayan, sonuçları dünya geneline yayılan ve gelecek yılları etkisi altına alarak bütün güç dengelerini sarsan bu kriz, yazarın “Finansal Krizlerle Dolu Bir On Yıl Dünyayı Nasıl Değiştirdi?” sorusu çerçevesinde ele alınıyor. Krizlerin nasıl oluştuğu ve küresel boyutta nasıl yayıldığının bilinmesinin, yaşanabilecek yeni krizlere karşı alınması gereken önlemler açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Tooze, bir tarihçi titizliğiyle küresel-siyasi gelişmeleri, finans piyasalarında olup bitenlerle ilişkilendirip, 2008 krizini tarihsel bağlamına oturtuyor. Böylece bu eser, krizin karmaşık yapısının çözümlenmesine kapsamlı ve önemli bir katkı sağlıyor. 2019 yılında Lionel Gelber Ödülü’ne layık görülen Çöküş; sermaye akışları, kamu borçları, bilançolar, tahvil-bono getirileri ve daha pek çok verinin istatiksel analinizi içeren tablo ve grafiklerle zenginleştirilmiş nitelikli bir çalışma.
Borsa Risalesi: Hava Oyunları

Abidin PaşaCelali Yılmaz

Borsa Risalesi: Hava Oyunları

Kategori: İktisat

Türkiye’nin önemli bir borsa geçmişinin olduğu ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın tarihinin 19. yüzyıla kadar gittiği yönündeki ifadeler adeta bir tekerleme olarak söylenegelmekle birlikte, bu hususta referans gösterilen kaynaklar bir elin parmaklarını geçmemektedir. Ülkemizin 19. yüzyıldaki finansal koşullarına ilişkin Türkçede mevcut birincil kaynaklar oldukça yetersizdir. Bu tespitle söze başlayan Celali Yılmaz’ın Osmanlıcadan günümüz Türkçesine uyarladığı sıradışı bir metin Hava Oyunları. Nam-ı diğer; Konsolidenin Hava Oyunlarıyla Sair Muamelat Hakkında Müstakrazat-ı Maliyyeye Dair Risale. Dersaadet Tahvilat Borsası’nın ilk komiseri (ilk borsa başkanı) olan Abidin Paşa’nın kendisi küçük, önemi büyük çalışması, Türk finans piyasalarının tarihsel olarak çözülememiş olan iki temel problemine değinmekte: finansal piyasalarda güven (eksikliği) ve kamu borçlanmaları (fazlalığı) sorunları. Abidin Paşa’nın 1874’te yazdığı Hava Oyunları’nda, Osmanlı borsa pratiklerine dair tüm soruların cevaplarını ve borsanın çok canlı bir tasvirini bulacaksınız.
İlm-i Tedbir-i Mülk : Devlet Yönetme Bilimi

Charles Wells

İlm-i Tedbir-i Mülk : Devlet Yönetme Bilimi

Çevirmen: Mutlu Dursun

Kategori: İktisat

İngiliz Şarkiyatçı Charles Wells’in (1839-1917) kaleme aldığı İlm-i Tedbir-i Mülk, 1860’ta, “Devlet Yönetme Bilimi ya da Türkçe Yazılan İlk Politik Ekonomi Denemesi” alt başlığıyla Londra’da yayımlanmıştır. Osmanlı Türkçesiyle yazılan bu deneme, Tanzimat aydınlarının modern politik ekonomi konusundaki temel bilgi eksikliğini gidermek amacıyla, alanında yazılmış ilk eser olma iddiasıyla okurların ilgisine sunulmuştur. Londra’da Türkçe yayın yapan genç bir İngilizin, ekseriyeti İstanbul’da bulunan Osmanlı-Türk aydınlarına ulaşma kabiliyetinin kısıtlılıklarını dikkate aldığımızda, Wells’in ilk politik ekonomi kitabının yazarı olma iddiasındaki küçük yanılsama kabul edilebilir görülmelidir. Kendisinden yaklaşık yüz yıl sonra Cavit Orhan Tütengil, Wells’in çalışmasının ilk Türkçe iktisat kitabı olmadığını, fakat “Türkçe yazılmış ilk telif iktisat kitabı” olarak kabul edilebileceğini ifade etmiştir. Osmanlı Türkçesi ve günümüz Türkçesiyle, iki metin halinde yayına hazırladığımız İlm-i Tedbir-i Mülk, Türkiye’nin iktisadi düşünce tarihine ilişkin mütevazı ama aslî bir katkı…
Küreselciler: İmparatorluğun Sonu ve Neoliberalizmin Doğuşu

Quinn Slobodian

Küreselciler: İmparatorluğun Sonu ve Neoliberalizmin Doğuşu

Çevirmen: Ahmet Fethi Yıldırım

Kategori: İktisat

Friedrich Hayek ve Ludwig von Mises gibi ünlü olanlarından, Wilhelm Röpke ve Michael Heilperin gibi etkili ancak daha az bilinen figürlere kadar bir grup liberal iktisatçı, imparatorlukların çöktüğü, komünizmin ve milliyetçiliğin hızla yükseldiği dünyayı küresel bir sistem halinde organize etmenin yollarını aradı. Yeni bir laissez-faire rejimi önermek yerine, devletleri ve bazı küresel kurumları öne çıkaran bir model geliştirdiler. Küreselciler: İmparatorluğun Sonu ve Neoliberalizmin Doğuşu adlı bu çalışmada Kanadalı tarihçi Quinn Slobodian, küreselciliğin entelektüel tarihini ele alıyor. Habsburg İmparatorluğunun çöküşünden Dünya Ticaret Örgütü’nün kuruluşuna kadar bir dizi gelişmeyi, bir grup düşünürün faaliyetleri üzerinden takip eden bu çalışma, okurlarına 20. yüzyılın tarihine dair bambaşka bir bakış açısı sunmayı vaat ediyor.

Sanat

Sihirli Flüt

Wolfgang Amadeus Mozart

Sihirli Flüt

Çevirmen: Murat Kaymaz

Kategori: Sanat

“…bu delikanlı, gecenin peçesini yırtmak ve tapınaktaki büyük kutsal ışığa bakmak istiyor. …Tamino kendisini bekleyen zor imtihanlarda muvaffak olabilecek mi? … Ya içine batacağı acılardan ruhu onu terk eder ve zorlu mücadeleleri bırakırsa. O bir prens! … Daha fazlası. O bir insan!” Kutsal ışığa bakmayı istemenin bedelini insanın güçlü ve zayıf yanlarını tanıyacağı imtihanlarla ödeyen Tamino’nun yolculuğunu anlatan Sihirli Flüt operası, okuru insan olmanın anlamı üzerine bir kez daha düşünmeye davet ediyor. Sevgi, dostluk ve erdem kadar, nefret, kin ve intikam duygularının da insana özgü olduğunu anlatan eser, insanın hakikatin muhafızı olma sorumluluğu ile söz konusu duyguları yönetebileceğine dair bir umudu paylaşıyor. VakıfBank Kültür Yayınları Müzik Klasikleri’nin ilk kitabı olan Sihirli Flüt, 1791 yılında Almanya’da yapılan ilk temsilinden itibaren büyük yankı uyandırmıştır. Emanuel Schikaneder tarafından şarkılı oyun (Singspiel) olarak kaleme alınan Sihirli Flüt operası, Goethe’yi ikinci bölümünü yazmayı düşündürecek kadar etkilemiş, ilk temsilinden bir ay sonra hayata gözlerini yuman Mozart’ın notaları ile ölümsüzleşmiştir.
Deneyim Olarak Sanat

John Dewey

Deneyim Olarak Sanat

Çevirmen: Nur Küçük

Kategori: Sanat

Gerçek sanat eseri organizmaya ve çevreye ait koşulların ve enerjilerin etkileşiminden bütünlüklü bir deneyim inşa etmektir. Deneyim, organizmanın “şeyler dünyası”nda mücadele ve başarılarıyla tatmin olması demektir, bu bağlamda tohum hâlindeki sanattır. Deneyim Olarak Sanat, öncelikle deneyimin tamamlanmışlığını ifade eden, deneyimi kültür ve anlamla özdeşleştiren ve insanın dünya ile ilişkisindeki tüm deneyim olanaklarını kapsayan estetik deneyim kavramının derinlemesine bir değerlendirmesini sunar. Öte yandan, estetik deneyimin bu çok boyutlu ele alınışı özgün bir sanat tanımı ve estetik kuram ortaya koyar. Bu bağlamda, bu eser hem düşünürün deneyim metafiziğinin anlaşılması hem de bu merkezi kavram temelinde düşünürün sanat ve sanat eseri üzerine görüşlerinin anlaşılması açısından çok önemlidir. Sanat, insanın dünya ile dolayımsız etkileşiminin, dünya ile iç içe geçmişliğinin ve bu etkileşimde ortaya çıkan anlam ve değerin yegâne ifadesi ve dışavurumudur. Sanat bu iç içe geçmişlik içinde etkileşimin tüm öğelerini değiştirir, dönüştürür, yeniden inşa eder ve sürekli olarak yaratır. Deneyim Olarak Sanat, tam da estetik deneyim ve sanat ilişkisinin süreklilik içinde yeniden inşa ve ifade oluşuna odaklanıyor.
Mûsikî Yazıları

Ali Rifat Çağatay

Mûsikî Yazıları

Çevirmen: İnceleme : Nilgün Doğrusöz / Çeviri Yazı : Celal Volkan Kaya

Kategori: Sanat

Âlemde her şeyi tevlîd eden ihtiyaçtır. Zamanın, mekânın, muhitin, ahvalin icâbâtı her ne ise vakayinin de ona göre tahaddüsü bir emr-i tabiidir. –Ali Rifat Çağatay Ali Rifat Çağatay, Türk müziğinin sancılı dönüşüm sürecinde öne çıkan simalardan biri… Gelenekle modernin, Doğu ile Batı’nın sürekli çarpıştırıldığı bir dönemde, Türk müzik yaşantısına vâkıf bir yenileşme taraftarı olarak hem geleneği muhafaza, hem de müzik hayatını modernleştirme gibi iki yönlü bir sorumluluk üstlenen az sayıdaki müzik insanlarından… Türk müziğine yönelik yeni anlayışıyla arkasında bir ekol bırakan Ali Rifat Çağatay’ın yayınlarını bir araya getiren bu kitapla, çalışmaları dar bir camiada rivayetler halinde anlatılagelen bir müzik insanının görüşleri kendi kaleminden okuyuculara sunuluyor. Besteci ve ûdi kimliğinin yanı sıra çeşitli müzik kuruluşlarındaki teşkilatçı pozisyonuyla dikkat çeken Ali Rifat Çağatay’ın hayatını ve yazılarını ele alan kapsamlı bir inceleme de kitapta yer alıyor. Türk müziğinin her yönüyle uğraşmış olan Ali Rifat Çağatay, onlarca yıl sonra kendi kelimeleriyle yeniden, Türk müzik yaşantısı ile ilgilenenlerin karşısında…
Müzikte Romantik Dönem Bestecileri

Serhan Bali

Müzikte Romantik Dönem Bestecileri

Kategori: Sanat

‘Romantik Dönem Müziği’ olarak adlandırılan 19. yüzyıl müziği; toplumsal, siyasal, ekonomik ve düşünsel düzlemde büyük dönüşümlerin yaşandığı bir çağın sanata yansımasıdır. Sınıfsal katmanların altüst olduğu, bestecilerin önceki yüzyıllarda kendilerini her yönden sınırlandırmış iç ve dış etkenlerden sıyrıldığı, eserlerin çapının ve anlamsal içeriğinin genişlediği bir dönemdir ‘Müzikte Romantik Dönem’. Besteciler bu yüzyılda gittikçe artan bir özgürlüğe sahip olurken, müziğin patronajı aristokrasiden burjuvaziye geçmiştir. Hem üretilen eserlerin hem de bu eserlerin icra edildiği mekânların boyutları büyümüş, anıtsal senfoniler ve operalar bestelenirken, bunlarla koşut olarak devasa konser ve opera binaları yapılmış, karmaşıklaşan eserler eskisinden çok daha güçlü enstrümanların yapımını gerekli kılmıştır. İcrada ‘solist’, hatta ‘virtüoz solist’ kavramı ortaya çıkarken, bir zamanlar bestecilerin kendi eserlerini çalmalarından ibaret olan konser hayatı, besteci olmayan ‘yorumcu’ların doğuşuna da şahitlik etmiştir. Romantik Dönemde karşımıza çıkan bir başka önemli mefhum ise Rus, Leh, Macar, Çek, Fin gibi ‘ulusal ekoller’in ortaya çıkmasıdır. Klasik müzik yazarı Serhan Bali; Schubert’ten Chopin’e, Schumann’dan Gounod’ya, Verdi’den Sibelius’a uzanan 74 besteciyi mercek altına aldığı kitabında, okuru Romantik Dönem Müziğinin rengârenk ve sıradışı yaşamlarını yakından tanımaya davet ediyor.

Tarih

Yüz Yıl Savaşları: Bir Halk Tarihi

David Green

Yüz Yıl Savaşları: Bir Halk Tarihi

Çevirmen: Mete Tunçay

Kategori: Tarih

XIV. yüzyılın başlarından 1453’e kadar bir asrı aşkın bir müddet devam eden Yüz Yıl Savaşları Avrupa tarihinin dönüm noktalarından biridir. Tarihçiler İstanbul’un fethini anlatırken, Avrupa’nın içinde bulunduğu bu kanlı ve uzun savaşlara her zaman atıf yaparlar. Kıtayı siyasi manada parçalayan Yüz Yıl Savaşları, İngiliz ve Fransız kralları arasındaki feodal savaşlar zinciri olsa da neticeleri açısından dikkat çekicidir. Askerî tutum ve örgütlenmeler temelinden değişmiş, siyasî ve sosyal kurumlar yeniden şekillenmişti. Batı Avrupa orduları profesyonelleşirken köylülüğün toplumsal konumu ve işlevi de değişmişti. Kralları için savaşan köylüler sonu gelmeyen felaketlerin kurbanı olmuştu. Bununla birlikte İngiliz ve Fransız uluslarının tarihsel temelleri de bu savaşlarla atılmıştır. Hanedanlar, soylular ve kilise savaşların ortaya çıkarttığı yeni şartlara uyum sağlamaya çalışırken, bir tarihsel devir kapanmakta, erken modern Avrupa tarihinin siyasi ve toplumsal temelleri atılmaktadır. İngiltere’nin saygın tarihçilerinden David Green’in Yüz Yıl Savaşları: Bir Halk Tarihi başlıklı eseri, sürükleyici bir anlatımla yaşanan çatışmaların özellikle İngiltere ve Fransa halklarını nasıl değiştirdiğini ve hatta oluşturduğunu orijinal birincil kaynaklar üzerinden ele alıyor. Şövalyeler, soylular, ruhban, krallar, askerler ve esirler: bu sürükleyici tarih araştırmasının aktörleri. Mete Tunçay’ın çevirisi ile sunulan elinizdeki bu kitap, Türk tarih çalışmalarında kendine pek yer bulamayan Yüz Yıl Savaşları için öncü bir rol oynayacaktır.
Afganistan Politik ve Kültürel Bir Tarih

Thomas Barfield

Afganistan Politik ve Kültürel Bir Tarih

Çevirmen: Burhan Yüksekkaş

Kategori: Tarih

Afganistan denilince, savaşa, çatışmalara ve işgalcilerine odaklanmak, ülkenin halkını ve tarihini gölgede bırakıyor. Bu ülke ve halkı, repliklerini başkalarının söylediği uzun soluklu uluslararası bir dramada, belli belirsiz bir dekora dönmüş durumda. Afganlar bu dramada sürekli yerleri ikame edilen, elleri silahlı bir koro gibi rol alıyorlar. Elinizdeki bu kitap dramayı farklı kurguluyor. Ülkeyi ve ülkenin siyasi dinamiklerini anlamak için Afganlar bu kitabın başrolünü oynuyor. 18. yüzyılın ortasında siyasi bütünlüğe kavuşan bu çileli ülkede yöneticilerin siyasi meşruiyeti nasıl elde ettikleri ve ülkeye nasıl düzen getirdikleri ya da getiremedikleri sorusu irdeleniyor. Boston Üniversitesi antropoloji profesörlerinden Thomas Barfield’in Afganistan’da geçirdiği uzun yıllardan sonra kaleme aldığı bu eserde, Afganistan’ın aşiret yapıları, yabancı istilalarının sebep ve sonuçları hakkında tahliller yaptığı gibi ülkenin geleceği hakkında öngörülerde bulunmaktan da imtina etmiyor. Türkiye’de Afganistan ve Orta Asya literatüründe yeni bir saha açacak Afganistan, Politik ve Kültürel Bir Tarih, bir kadim ülkenin nasıl İngiliz, Sovyet ve nihayetinde Amerikan imparatorluklarının “mezarına” dönüştüğünü merak eden her okur için önemli ve değerli bir eser.
Modern Japonya’nın Doğuşunda Bir Aydın:Yukichi Fukuzawa

Yukichi Fukuzawa

Modern Japonya’nın Doğuşunda Bir Aydın:Yukichi Fukuzawa

Çevirmen: Esra Üstündağ Selamoğlu

Kategori: Tarih

“Uygar bir ülkenin gerçekten değerli insanları olabilmeleri için ülkemin erkek ve kadınlarının ahlâkî değerlerini yükseltmek adına çaba harcamak istiyorum.” Yukichi Fukuzawa Fukuzawa hayat hikâyesini anlatmaya Nakatsu’da geçen çocukluğuyla başlıyor. Yaşadığı toplumun Fukuzawa’nın kaleminden tasviri, bugün neredeyse hayal dahi edilemeyecek katılıktaki hiyerarşik bir düzeni en ince ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor. Öte yandan yazarın yaşadığı dönem, Japonya’daki toplumsal düzenin, ekonomik ve siyasi boyutlarıyla çok yönlü ve köklü değişikliklerden geçtiği bir döneme tekabül ediyor. Bu nedenle Fukuzawa’nın önemi, Japonya’nın 19. yüzyıl boyunca modern dünyaya uyum sağlamak için attığı ilk adımlara şahit olmasıdır. O, bu sürecin önemli bir parçası ve modern Japonya’nın kurucu düşünürlerinden olmuştur. Japonya’nın yeni dünyayla bağlantı kurmak için ilk kez 1860’ta Amerika’ya ve 1862’de Avrupa’ya gönderdiği elçilik heyetlerinde tercüman olarak yer almış, akabinde bu seyahatlerine dair gözlemlerini özyaşamöyküsünde ve başka kitaplarında paylaşmıştır. Kendi kurduğu okulda gençlerin dil eğitimi almalarını ve güncel araştırmaları takip etmelerini çok önemseyerek halihazırdaki eğitim kurumlarına nazaran farklı bir müfredatı takip etmiştir. Bugün Fukuzawa’nın kurduğu okul Keio Üniversitesi olarak nesilleri eğitmeye devam ediyor. Modern Japonya’nın Doğuşunda Bir Aydın: Yukichi Fukuzawa aslında hem Fukuzawa’nın hem de bu ufak ada devletinin hızla değişen yeni dünya düzeninde, kendi yerini ve yolunu bulma mücadelesini anlatıyor.
Nasuhzâde Ali Paşa ve Rum İsyanı

Zekeriya Kurşun

Nasuhzâde Ali Paşa ve Rum İsyanı

Kategori: Tarih

19. yüzyılda sanayileşmede ivme kazanan Avrupa devletleri denizlerde tahakküm kurarken Osmanlı bahriyesi bir yandan denizlerini savunmaya, diğer yandan milliyetçilik ateşiyle yanan imparatorluk tebaasını kontrol altına almaya çalışıyordu. İmparatorluğun en uzun yüzyılının başlarında, 1821 yılında Rum İsyanı patlak verince Akdeniz ve Adalar Denizi büyük bir savaş meydanı hâline geldi. II. Mahmud’un kaptanıderyası Nasuhzâde Ali Paşa, bu isyanın denizlere yansıyan alevleri arasında can vermişti. Nasuhzâde Ali Paşa ve Rum İsyanı, Karadeniz’de gazi, Akdeniz’de şehit olan bu mahir denizcinin hayat hikâyesini ve Rum İsyanına karşı verdiği mücadeleyi Osmanlı Arşiv belgeleri ile devrin ana kaynakları ve Avrupa gazeteleri üzerinden incelemektedir. Osmanlı modernleşmesi hakkındaki çalışmalarıyla maruf tarihçi Zekeriya Kurşun, bir Osmanlı kumandanının sıra dışı hayat hikâyesini, dönemin siyasi hesapları, paşalar arası rekabeti ve uluslararası siyasetini göz önünde bulundurarak akademik bir titizlik ve akıcı bir üslupla okura sunuyor.

E-Posta Adresiniz

Yeni çıkan kitaplar, kampanyalar ve tüm yeniliklerden haberdar edelim.