KATEGORİ


Çocuk Kitaplığı

Bir Kutu Bulursan

Ezgi Berk

Bir Kutu Bulursan

Kategori: Çocuk Kitaplığı

Her şey, Bilge’nin bir KUTU bulması ile başladı aslında. Sonra neler mi oldu? Neler olup bittiğini kitabın arka kapağında anlatamam ama birkaç ipucu verebilirim: araba, büyüteç, uzay gemisi, kaykay... Bunlar ne anlama geliyor dersen, sayfalar arasında bir gezintiye çık ve keşfet. Hadi, iki arkadaş Bilge ve Güneş’in sınır tanımaz hayal gücü ile tanış ve yaşadıkları maceralara sen de katıl!
Küçük, Harika Şeyler

M. H. Clark

Küçük, Harika Şeyler

Çevirmen: İlayda Taşkın Akkoyun

Kategori: Çocuk Kitaplığı

Dünyaya bilinçli bir farkındalıkla bakmak için! Her zaman gittiğimiz bir yerde, Daha önce görmediklerimizi keşfetmek için: Bir salyangoz, örümcek ağı, kırmızı bir şişe kapağı… Birlikte ve bir anda nefes aldığımızı unutmamalı! <i>küçük, harika şeyler</i> içinde bulunduğumuz anın hakkını vermekle ilgili küçük büyük herkese hitap edecek bir kitap. Birlikte keyifli vakit geçirmek için kısa bir yürüyüş yeter! Nasıl mı? “Benimle bakarsan dünyaya sen de görürsün: DÜNYA HARİKULADE ŞEYLERLE DOLU!”
Bir Zamanlar Bir Yağmur Damlası

NomocoJames Carter

Bir Zamanlar Bir Yağmur Damlası

Çevirmen: Müge Akbulut

Kategori: Çocuk Kitaplığı

Ay neden bu kadar kuru ve dünyamız neden bu kadar ıslak biliyor musunuz? Kendinizi suyun harika dünyasına bırakın Ardından bu büyüleyici ve şiirsel yolculukta H2O’nun hikâyesini keşfedin.
Küçük Şeyler

Alison HughesHolly Hatam

Küçük Şeyler

Çevirmen: Müge Akbulut

Kategori: Çocuk Kitaplığı

Sadece küçük, küçücük bir şeydi Nereden bilsin ki çocuk Yaptığı ufacık şeyin etkisi, Tahmin edebileceğinden çok büyük! Küçük bir çocuk, tek bir çöp parçasını yerden alıp çöpe atarsa ne olur? Farkında değildir, ama bu ufak hareket aslında büyük sonuçlar doğurur. Küçük şeyler, minik bir çöp parçasından yola çıkıp yaşadığımız bu geniş evreni kucaklıyor. Yaptığımız şeylerin dalga etkisini ve doğadaki unsurların aslında birbirine nasıl da bağlı olduklarını hatırlatıyor. Bir çocuğun sergilediği iyi bir davranışın nasıl katlanarak büyüdüğünü, yaptığımız ufak bir hareketle doğada meydana gelebilecek büyük değişiklikleri adım adım gösteriyor.

İnsan ve Toplum

Sosyolog ve Tarihçi

Roger ChartierPierre-Felix Bourdieu

Sosyolog ve Tarihçi

Çevirmen: Zuhal Emirosmanoğlu

Kategori: İnsan ve Toplum

“Pierre Bourdieu, şüphesiz çağdaş sosyolojik düşünce birikimine damgasını vurmuş önemli toplum bilimcilerden birisidir. Fransa’daki sosyal bilim camiası içinde onu diğer düşünürlerden ayıran en önemli özellik, Althusserci skolastiği veya 70’li yıllara egemen dogmatik Marksizmin Sovyet veya Çin menşeili masallarını ikna edici bulmayan sol eğilimli aydınlara yeni bir öneride bulunmasıdır. Bourdieu modern sosyolojinin dogmatik görüşlerinden uzak durmuş, bu görüşlere çekici bir alternatif sunmuş ve toplumsal sorunlar hakkında eleştirel bir yol haritası vermeyi başarmıştır.” Fransız tarihçi Roger Chartier 1988’de France Culture’de bir radyo programı sunar. Programın adı teklifsiz, apaçık konuşma anlamında À voix nue deyimidir. Pierre Bourdieu bu programa beş kez konuk olur ve Sosyolog ve Tarihçi de bu program kayıtlarının beş başlık altında derlenmesinden ortaya çıkmıştır. Roger Chartier’nin eser için kaleme aldığı önsöz ve Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Dr. Birol Çaymaz’ın sunuş yazısıyla Sosyolog ve Tarihçi Pierre Bourdieu’nün alan, habitus gibi kavramlarına ve sosyoloji, tarih, felsefe gibi farklı disiplinler hakkındaki görüşlerine ışık tutuyor.
Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler

Joel S. Migdal

Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler

Çevirmen: Onur İşci

Kategori: İnsan ve Toplum

Fransa’nın bir bölgesinde köylülerin akşam duaları uzun zaman şu satırı içermekteydi: “Bizi bütün kötülüklerden ve adaletten koru.” Elbette Fransa’nın köylüleri “adalet” ve adalet kurallarını temsil eden devletle olan belirsiz ve düşmanca ilişkilerinde yalnız değillerdi. Bu kitabın sayfalarında, insanlar ile onların hayatlarını yönetmek için adalet kuralları oluşturmaya çalışan devletler arasındaki bir takım merkezî ilişkileri tanıma fırsatını yakalayacaksınız. Neden bazı liderlerin vizyonlarını gerçekleştirmede daha çok, bazılarının ise daha az başarılı olduğuna ilişkin doyurucu cevaplar bulacaksınız. Birçok Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkesi, ellerindeki kaynaklara rağmen, toplumlarının davranışlarını yönlendirmede neden bu kadar zorlanıyor? Buna karşılık, neden çok az sayıda başka devlet böyle bir kontrolü kolayca oluşturabiliyor? Başarısız yasaların ve sosyal politikaların devletin kendisi üzerinde nasıl bir etkisi var? Bu soruları yanıtlarken Migdal, Üçüncü Dünya’da devletin rolüne daha önce bakılmamış bir perspektiften bakıyor. Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler, devlet-toplum ilişkilerine ve Üçüncü Dünya’daki ekonomik, siyasal reform olanaklarına yönelik yeni bir yaklaşım sunuyor: Devletin diğer sosyal örgütlerle mücadelesini öne çıkaran bir devlet-toplum ilişkileri modeli ve devletlerin bu mücadelelerde üstünlük kurmasını sağlayan özelliklerini ele alan bir teori.
İbn Haldun'un Mukaddime'sinde Maişet Yolları

Ozan Sağsöz

İbn Haldun'un Mukaddime'sinde Maişet Yolları

Kategori: İnsan ve Toplum

Ozan Sağsöz bu çalışmasında İslam düşünce tarihinin önemli isimlerinden biri olan İbn Haldun'u ve onun klasik eseri Mukaddime'yi iktisadi düşünce tarihi perspektifinden değerlendiriyor. İbn Haldun’un içinde bulunduğu tarihyazımı geleneği hakkında bilgi verdikten sonra, onun bu gelenekle ilişkisinin ana hatlarını belirlemeye çalışıyor. Sağsöz, İbn Haldun’un tarih çalışmaları için meydana getirdiği umran biliminin metodolojik çerçevesini çiziyor ve Mukaddime'de tasvir edilen toplumsal hayatın iktisadi görünümlerini analitik bir düzlemde inceliyor. Mukaddime'de iş bölümü, geçim yolları ve insan ihtiyaçları gibi temel kavramları, İbn Haldun öncesi ve sonrası düşünce tarihi sürekliliğinde değerlendiriyor.
Türkiye'de Paranoid Ethos

Murat Önderman

Türkiye'de Paranoid Ethos

Kategori: İnsan ve Toplum

Türkiye’deki toplumsal ve kültürel yapıya dair mevcut akademik literatürün ufuk çizgisinin çok ötesine geçen, sıradışı bir çalışma Türkiye’de Paranoid Ethos. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Murat Önderman Türkiye’de Paranoid Ethos’ta okurlarına, gerçekle gerçekdışı arasında, kuşkuyla emin olmak arasında gidip gelen bir toplumsal fenomene; yani ‘paranoya’ kavramına odaklanıyor. Paranoyanın her zaman çift yönlü bir etki gösterdiğini ortaya koyan Önderman, hem bireysel hem kolektif paranoya üzerine düşünerek, Türkiye’nin sosyo-kültürel psikolojisine dair zihin açıcı ve benzersiz bir analiz sunuyor.

Klasik

Hilye-i Enbiyâ

Neşâtî

Hilye-i Enbiyâ

Kategori: Klasik

<i>Hilye-i pâk-i safâ-bahş-ı Mesîh Hem bu vech üzre olundu tashîh Ki letâfetde Hudâvend-i Mecîd Levnin etmişdi semen gibi sefîd Hüsn-i hulk üzre idi her kârı Hep tebessümle idi güftârı</i> Hilye, başta Hz. Peygamber olmak üzere dinî ve ahlâkî önderlerin fiziksel özellikleri ile ahlâkî özellikleri arasında ilişki kurarak onları farklı bir yönden tanıtmayı amaçlayan literatürün ismidir. Bu literatür en yaygın halini Hz. Ali’den aktarılan ve İslam hat sanatının en nadide örneklerine kaynaklık teşkil eden levha formunda kazanmışken müstakil eserler de yazılmıştır. Bu anlamıyla hilyeler resim ve ikonografinin görece reddedildiği İslam geleneğinde yeni bir üslup oluşturmuş, sanat ve estetiğe yeni bir yorum imkânı açmıştır. Aynı zamanda hilye edebi tür olarak sadece Hz. Peygamber’in değil, önceki peygamberlerin ahlâkî ve fiziksel özelliklerini de betimleyen metinler olarak yazılmıştır. Bu metinler arasında en önemlilerinden birisi de 17. yüzyılın önemli Mevlevî şairlerinden Neşâtî’nin (ö. 1674) manzum Hilye-i Enbiyâ’sıdır. Neşâtî, Hz. Adem’den başlayarak on dört peygamberin hilyesini ele aldığı eserini ilgili birçok âyet, hadis, sahabe sözü ve diğer kaynaklardan oluşan pek çok esere başvurmak suretiyle hazırlamıştır. Prof. Dr. Bayram Ali Kaya’nın yayına hazırladığı eser şairin hayatına, eserlerine ve şairliğine dair bilimsel bir tahlilin yanı sıra Hilye-i Enbiyâ’nın Osmanlı Türkçesi ile yazılmış asıl metnini günümüz Türkçesiyle birlikte bugünün okuyucularının ilgisine sunuyor.
Fîhi Mâ Fîh

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Fîhi Mâ Fîh

Çevirmen: Adnan Karaismailoğlu

Kategori: Klasik

<i>Allah, kendi sıfatlarının tatları için çeşitli suretler var etti. Her bir surete o tada ulaşma amacıyla hareketler, tavırlar, sesler, nağmeler ve çeşitli ifadeler verdi. Böylece her biri, kendi sakinliği ve kendi hareketiyle hâlin o tadına getirilir; o hareketler, nağmeler ve acayip seslerle Hak bilinir. Gökyüzünün hareketi, yeryüzünün sükûneti ve şaşkınlığı, ağacın raksı, gezegenlerin geliş gidişleri, hayvanların isteklerini yapmaları, ifadeler ve şiirler de böyledir. Hastalık vermeseydi, Rahman olduğunu neyle bilirdin? Merheme ihtiyaç olmasaydı, cimrilik olmasaydı Allah’ın cömertliğini nasıl bilirdin?</i> Büyük mutasavvıf Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin sağlığında oğlu Sultan Veled, Mesnevî’yi yazmasına vesile olan müridi ve halifesi Hüsâmeddin Çelebi ve belki de diğer bazı yakın müritler tarafından yazıya taşınan Fîhi Mâ Fîh (İçindeki İçindedir), genellikle bir âyet veya hadisin yorumu yahut Mevlânâ’ya sorulan bir soru ile bazen de güncel bir olaya temasla başlamaktadır. Eserde Mesnevî’de olduğu gibi çok sayıda âyet-i kerîme ve hadîs-i şerif yer almakta, bunlarla ilgili tefsir ve yorumlar bulunmaktadır. Atasözlerinin, vecizelerin ve farklı coğrafyaların muhtelif şairlerinden Arapça ve Farsça beyitlerin yer bulduğu Fîhi Mâ Fîh fasıllarında Hz. Mevlânâ’nın kendi şiirlerinden beyitler mevzulara zaman zaman eşlik etmektedir. Dünya, âhiret, ahlâk, nebî, velî, insân-ı kâmil, seyrüsülûk, yakīn ve ilâhî aşk gibi tasavvufî konular hakkında da özgün değerlendirmelerin yer aldığı bu klasiği keyifle okuyacaksınız…
Velâyetnâme

Hâcı Bektaş Velî

Velâyetnâme

Kategori: Klasik

<i>Bir yere odun yığıp büyük bir ateş yaktılar. O kadar büyük ki odunların bir ucundan bakıldığında, diğer ucundaki atlı görünmüyor ve ateşin ısısından kimse yanına yaklaşamıyordu. Gülü Han, Can Baba’ya “Derviş gel, ateşe gir; verdiğimiz sözde duruyoruz.” dedi. Can Baba “Beni size Anadolu erenlerinin başı Hâcı Bektaş Velî gönderdi. Onun izniyle geldim. Beni imtihan için önce kazanda kaynattınız. İkinci kez bu ateşi yaktınız. Şimdi bu keşiş sizin din büyüğünüzdür. Gelsin o da benimle birlikte ateşe girsin. Hangimizin dini kuvvetli ise o ateşten çıksın.” dedi.</i> Gülü Han ve orada hazır olan beyler ve ulular hepsi ruhbanın yüzüne bakıp “Ey dinimizin ulusu, derviş seni ateşe girmen için davet ediyor, ne dersin?” dedi. Derviş onların yanında (karşı çıkmaya) utanıp “Girelim ne olacak?” dedi. Can Baba o keşişin elini tutup “Gel ateşe girelim.” dedi. Ateşe doğru yürüdüler. Keşiş “Ey gerçek er! Ben ne olacağımı biliyorum. Çocuklarım sana emanet.” dedi. Can Baba o ateşin içinde üç gün kaldı. Dördüncü gün ateş biraz azaldı. Gülü Han da adamlarıyla ateşe yaklaştı. Dervişin tek başına oturduğunu ve keşişin olmadığını gördüler. Gülü Han “Rahip nerede derviş?” dedi. Can Baba ateşten çıkıp avucunun içindeki ruhbanın parmaklarını Gülü Han’ın önüne bıraktı. “Bize elini verdi. Gönlünü vermedi. Gönlünü verseydi bir şey olmazdı.” dedi. Milletlerin manevi kültür mirası içerisinde yer alan destan, efsane, hikâye, masal vb. gibi anonim edebî eserler, zaman içerisinde onları meydana getiren topluluklarının duygu, düşünce, hayal, inanç ve değerleriyle birlikte tarihin derinliklerinde kalmış örf, âdet, gelenek, görenek, yaşam biçimleri ve maddi kültür unsurları hakkındaki verileri günümüze taşımakta bellek görevini görürler. Türklerin İslâmiyet’i kabul ettikten sonraki dönemlerde meydana getirdikleri ve halk arasında geniş yayılma sahası bulan evliya menâkıbnâme/velâyetnâmeleri de bu çerçevede değerlendirebileceğimiz eserler cümlesindendir. Türk-İslam dünyasında önemli bir yeri olan ve etkileri günümüze kadar ulaşan Hâcı Bektaş Velî; mutasavvıf, âlim ve Bektaşilik yolunun öncüsü olan tarihî bir şahsiyettir. Hâcı Bektaş Velî’nin hayatı, erkânı, kerâmetleri ve yolu üzerine müritleri tarafından bir araya getirilmiş menkabelerin toplamı olan bu eser, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı’nda yer alan menâkıbnâmeler içinde en tanınmış ve yaygın olanıdır. Hâcı Bektaş Velâyetnâmesi; Hâcı Bektaş’ın nesebi, doğumu, çocukluğu, Ahmed Yesevî ile münâsebeti, onun işaretiyle Anadolu’ya gelişinin anlatılmasıyla başlar. Daha sonra Hâcı Bektaş’ın Anadolu’ya geldikten sonraki hayatı, devrin diğer mutasavvıf ve ünlü şahsiyetleriyle olan münasebetleri, halîfelerinden bazılarının menkabelerinden seçmeler, vasiyetname ve ölümü ile devam eder. Yeni harfli orijinal metin ile günümüz Türkçesi metninin bir arada verildiği bu klasiği keyifle okuyacaksınız.
The Mathnawi I – II (kutulu)

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

The Mathnawi I – II (kutulu)

Çevirmen: Reynold A. Nicholson

Kategori: Klasik

1.cilt: Rumi describes this magnificent work as follows: “This is the Book of the Mathnawi, which is the roots of the roots of the roots of the (Mohammedan) Religion in respect of (its) unveiling the mysteries of attainment (to the Truth) and of certainty; and which is the greatest science of God and the clearest (religious) way of God and the most manifest evidence of God.” And he invites us to hearken: “Listen to the reed how it tells a tale, complaining of separations Saying, “Ever since I was parted from the reed-bed, my lament hath caused man and woman to moan. I want a bosom torn by severance, that I may unfold (to such a one) the pain of love-desire. Everyone who is left far from his source wishes back the time when he was united with it.” This is a masterpiece of Persian poetry filled with Sufi wisdom and to understand it, Rumi gives this advice: “O son, burst thy chains and be free!” 2.cilt: Rumi says these Six Books of Mathnawi give light to the Six Directions so that “anyone who has not performed the circumambulation may (now) perform it (round the Mathnawi)” They are like “a lamp in the darkness of imagination and perplexity and phantasies and doubt and suspicion”. They “set forth that the Religious Law is like a candle showing the way. Unless you gain possession of the candle, there is no wayfaring; and when you have come on to the way, your wayfaring is the Path; and when you have reached the journey’s end, that is the Truth.” Encompassed with the doctrines of Sufism, Mathnawi is igniting a spark and this spark can turn into a flame through love. “Love hath naught to do with the five (senses) and the six (directions): its goal is only (to experience) the attraction exerted by the Beloved.”

Edebiyat

Çocukluk

Graciliana Ramos

Çocukluk

Çevirmen: İpek Manavbaşı

Kategori: Edebiyat

<i>“Hayatımın ilk yıllarında beni yönlendiren şey: korku, dehşet. Narin ellerin, kaba ellerden ayrı şeyler olduğunu tanımlamaya başladığımda, yavaş yavaş benim için itaat ve saygı çağrıştıran nesnelere dönüşüyorlar. Bu ellere alıştım ve hatta onları sevdim. Bana asla sevgi dolu davranmadılar ama bazen gözyaşlarımla ıslandılar ve korkularımı dindirdiler. Kaba eller çok haşindiler ama onların da arada yumuşadığı olurdu. Onları yöneten o gümbür gümbür ses acılığını yitirirdi. İçi boş bir kahkaha duyulurdu; o zaman her köşede saklanan korkular kaybolurdu. Ve biraz huzura kavuşurduk biz, zavallı yaratıklar: köpekler, bir çift afacan zenci, iki kız kardeşim ve tabii ben.” </i> Çocukluk edebiyatta “bölgeselcilik” akımının temsilcilerinden olan Graciliana Ramos’un 1945’te yayımlanan biyografik romanıdır. Yazar, Brezilyalı edebiyat eleştirmenleri tarafından kuzeydoğu bölgeselciliğinin en büyük isimlerinden biri olarak kabul edilir. Ramos eserini Brezilya Eğitim Bakanlığı’nda çalıştığı dönemde kaleme alır; hafızasının derinliklerine, çocukluk anılarına ulaşmaya çalışmasıyla başlayan Çocukluk giderek belirginleşen kişiler, yerler ve detaylarla dikkatimizi, Ramos’un iç dünyasından hikâyedeki olaylara çeker. Eser, okumayı sökmeye çalışan bir çocuğun yaşadığı güçlüğü ve bunun sebeplerini ortaya koyar; anlatımdaki sadelik, çocuğun kendi dünyasını ortaya koyma şekli olarak sunulsa da eserin tamamına hâkimdir. Elinizdeki kitap Brezilya kırsalında yoksulluk, eğitimsizlik ve güven duygusundan uzak geçen bir çocukluğu ve bu koşullarda gençliğe adım atan Ramos’un şahit olduğu dünyayı yansıtmaktadır.
Apukhtin'den Hikâyeler

Aleksey Apukhtin

Apukhtin'den Hikâyeler

Çevirmen: Levent Özübek

Kategori: Edebiyat

<i>İnsan en çok bilmesi gereken şeyleri hiç bilmiyor. Neden doğduğunu, neden yaşadığını, neden öleceğini bilmiyor. Daha önceki var oluşlarını unutuyor, geleceği tahmin bile edemiyor. Arka arkaya var oluşların amacını anlamıyor, kendisine kavranamaz gelen hayat ritüelini karanlığın ve türlü acıların içinde yerine getiriyor. Bu karanlığı yırtmayı nasıl istiyor, nasıl anlamaya çabalıyor, nasıl hayatını düzenleyip güzelleştirmeye gayret ediyor; bu zavallı, bu kısıtlı aklını nasıl zorluyor! Ve tüm çabaları boşa gidiyor, tüm keşifleri –ki genellikle dâhicedir– sorunlardan hiçbirini çözmüyor. İnsan tüm özlemlerinde aşamayacağı bir sınırla karşılaşıyor.</i> On dokuzuncu yüzyıl Rus edebiyatında şiirleriyle tanınan Apukhtin’in ancak ölümünden sonra fark edilebilmiş üç dikkat çekici öyküsü vardır: <i>Kontes D…’nin Arşivi</i> (1891), <i>Pavlik Dolski’nin Güncesi</i> (1892) ve daha çok kısa roman tarzında kaleme aldığı Ölümden Yaşama (1893). Bir tür reenkarnasyon anlatısı olan Ölümden Yaşama’da Apukhtin, ölümle yaşam arasındaki incelikleri kendine has bir duyuşla kaleme alıyor. Elli dört mektuptan oluşan Kontes D…’nin Arşivi’nde, Rus sosyetesi hakkında yer yer ironik bir üslûpla dile getirilen gözlemleriyle Rus toplumunun izini sürüyor. Hasta bir anlatıcının iç dünyasına tanık olduğumuz Pavlik Dolski’nin Güncesi’nde ise Apukhtin, gençlik, yaşlılık, arkadaşlık ve aşk kavramlarını da sorgulayarak okuru neşeyle melankoli arasında gidip gelen doyumsuz bir yolculuğa çıkarıyor.
Bolşevik Rusya’dan Mektuplar 1919

Pyotr Demyanoviç Uspenski

Bolşevik Rusya’dan Mektuplar 1919

Çevirmen: Eyüp Karakuş

Kategori: Edebiyat

<i>“Şimdi kalkacak ve niçin, ne uğruna yaşadığımızı soracaksınız. Rusya bir zamanlar edebiyatı ve sanatıyla ünlüydü. Ancak malum, bunların hepsi de çok gerilerde kaldı, kayboldu gitti. Edebiyat, sanat ve bilim Bolşevikler marifetiyle tarumar edildi ve öylece, bitirilmiş vaziyette duruyorlar.” </i> Pyotr Demyanoviç Uspenski, çağdaşı olan Fransız romancı Marcel Proust gibi hafızayı ve hatırlamayı önceleyen, geçmişi yeniden inşa etme meselesini temel alan eserler yazmıştır. “Başka zaman ve mekânlar”ı yakalamanın tek yolunun geçmişin yeniden üretilmesi olduğunu eserleri aracılığıyla dile getiren Uspenski, “büyü”, “gizem” ve “öte dünya” kavramlarıyla ilişkili metinler kaleme alarak bunu bir öğretiye dönüştüren mistik bir yazar ve öğretmendir. Uspenski’nin Rusya’dan yazdığı ve geçmişi günü gününe kaydettiği bu metinlerse toplumsal bir günce olarak da okunabilecek niteliktedir. İngiltere’deki The New Age gazetesinde yayınlanan ve 1917 Bolşevik Devrimi’nin iç yüzünü aktaran bu mektuplar, Uspenski’nin tanıklık metinleri olarak okunabilir olmasının yanı sıra tarihsel olarak “toplumsal düzen”in yarattığı düzensizlikler ve açmazları ortaya koyması bakımından da oldukça dikkat çekicidir.
Kafkas Halk Destanları

Kafkas Halk Destanları

Çevirmen: Laura Kochkarova

Kategori: Edebiyat

Güneş’miş Satanay’ın atası, Ay’mış onu doğuran tatlı anası. Deniz Teyrisi kaçırmış onu Ay’dan, Su Jelmauz’muş (su ejderiymiş) onu Ay’dan kaçıranın adı. Ay da Güneş de onun için tutulmuş, Onun için titreyip sarsılırmış, Ay da Güneş de onun için esirgermiş yerden ışığını, Ağıtlarına yıldızlar toplanırmış. Ay ve Güneş yeryüzüne yüksek semalardan bakarlarmış Satanay’ın yerini sorarlarmış. Hâli nicedir nerededir bulamazlarmış, Jelmauz’a sormaya yeltenemezlermiş. Bir halkı tanımak, örf ve adetlerini anlamakta o halkın folkloru, atalarından kalan efsaneleri, şiirleri ve şarkıları önemli rol oynar. Kafkas folklor araştırmaları alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Tanzilia Hadjieva tarafından derlenen Kafkas Halk Destanları, Kuzey Kafkasya’da yaşayan halkların örfüne, kültürüne ve manevi değerlerine ışık tutuyor. Eser, Kuzey Kafkasya halklarını ve özellikle Karaçay-Malkar milletinin manevi değerlerini aydınlatırken okuyucuyu da sürükleyici ve karmaşık bir dünyaya götürüyor. Eserde cesur, kudretli ve onurlu olmak gibi hasletleri kendilerinde barındıran Nartlar, örnek bir millet olarak anılıyor. Destanlarda Nartların da kıskançlık ve aç gözlülük gibi kötü duygulara kapıldığı, bu hislerden dolayı masumiyetlerini yitirdikleri ve bu yitimin de aralarında huzursuzluk tohumlarının yeşermesine sebep olduğu ele alınıyor. Kadim zamanların ve efsanelerin büyülü ve gizemli dünyasının kapısını aralayan elinizdeki bu eser aynı zamanda Kafkas halkları için de öz eleştiri ve ders niteliğinde mesajlar içeriyor.

Felsefe

Wittgenstein ile Konuşmalar

Oets Kolk Bouwsma

Wittgenstein ile Konuşmalar

Çevirmen: Muhammet Emin Güzel

Kategori: Felsefe

<i>Aslına bakılırsa bu kitap, onun hakkında okuduklarımın en iyisi. Çünkü fırsat düştükçe, kendinize onun hakkında kişisel sorular sormuş ve onları cevaplamaya koyulmuşsunuz. Onu hatırlayabildiğim kadarıyla soruları doğru cevaplamışsınız, bir ruhun devinimleri kelimelerle ne kertede ifade edilebilirse.</i> Thomas Stonborough (Wittgenstein’ın Yeğeni) Wittgenstein ile Konuşmalar (1949-1951), O. K. Bouwsma’nın o dönemde Ludwig Wittgenstein ile gerçekleştirdiği çok sayıda felsefi müzakereden sonra tuttuğu notlardan oluşuyor. Bu notlar, Bouwsma’nın, Austin’deki Texas Üniversitesi Beşeri Bilimler Araştırma Merkezi’nde muhafaza edilen toplu çalışmalarının bir parçasıdır. Orijinal kayıtlar, Bouwsma tarafından mutat çalışma tarzı olan günlük defterler biçiminde tutulmuştur. Wittgenstein ile ilgili notlar daha sonra diğer defterler arasından çıkarılıp bir araya getirilmiş ve daktilo edilmiştir. Bouwsma, bazı bölümlerini arkadaşlarına gösterdiyse de bu defterlerin geniş bir çevreye yayılmasını istemedi. Elinizdeki kitap, Wittgenstein’ın hayatının son iki yılına ilişkin bu notları ilk kez herkes için ulaşılabilir kılıyor.
İbn Haldûn’un Tarih Felsefesi

Muhsin Mahdi

İbn Haldûn’un Tarih Felsefesi

Çevirmen: Fuat Aydın

Kategori: Felsefe

XIV. yüzyıl İslâm dünyasının meşhur düşünürü İbn Haldûn Kitabu’l-‘İber başlıklı tarihine giriş olarak yazdığı Mukaddime’sinde yeni bir tarih ve kültür anlayışı geliştirdi. Defalarca tercüme edilen ve sosyal bilimlerin birçok sahasında daima temel bir referans eseri olarak kullanılan bu eser tarih ilmini doğrudan insan ve toplumun halleri ile alakadar görmekte ve klasik ahlak ve siyaset felsefesine göre onun konumunu yükseltmektedir. Tarihin ne için, kim için yazılacağı, düşünür, toplum ve tarihin irtibatı, İbn Haldûn’un tarih felsefesinin temel sorularıdır. Bu tarih felsefesi, İslâm dünyasının tevarüs ettiği kadim felsefe geleneğinin üzerine bina edilmişti. İslâm tarih yazıcılığının ana akımlarına ve klasik felsefenin metinlerine hâkim bir bakışla İbn Haldûn’un hayat hikâyesini buluşturan elinizdeki bu kapsamlı eser, onun tarih metinlerini ve kadim felsefenin kanonlarını nasıl okuduğunun ve tarihin diğer pratik bilimlerden nasıl ayrıştırdığının izlerini sürüyor. 1957 yılında yayınlanan bu kitap, Batı’da İbn Haldûn üzerine yapılmış ilk doktora tezlerinden biri olma özelliğini taşımaktadır. İslâm kültürü, felsefesi ve Arap edebiyatı üzerine birçok eseri olmasına rağmen dilimizde hiç çevirisi bulunmayan Chicago Üniversitesi profesörlerinden Muhsin Mahdi’nin bu klasikleşmiş İbn Haldûn’un Tarih Felsefesi başlıklı eserini VakıfBank Kültür Yayınları Türk okuru ile buluşturuyor.
Presokratik Felsefeye Giriş

André Laks

Presokratik Felsefeye Giriş

Çevirmen: İlhan Burak Tüzün

Kategori: Felsefe

“Presokratikler etrafında dönen tartışmaları anlamak için, genel kabule uyarak fakat (küçük harfle ve tireyle) “pre-sokratikler” denmesini önerdiğim ve böylece şekillenmesine katkıda bulundukları ama kendilerini bütünüyle kapsamayan tarihyazımı kategorisinden ayırt edilebilen, antik presokratiklere kadar gitmek kaçınılmazdır. Antik “pre-sokratikler”in su götürmez benzerlikleri onları modern Presokratiklerimizin doğal selefleri yapmışsa da özellikle birbiri ardına giriştikleri meselelerin doğası göz önüne alındığında, aralarındaki ayrımlar da bir o kadar önemlidir.” Antik Yunan Felsefesi’nin önemli uzmanlarından Andre Laks, bu kitabında, felsefe tarihi okumalarında yaygın kabul gören “Presokratik felsefe” dönemlendirmesini önde gelen figürlerinin felsefi yaklaşımları üzerinden tartışmaya açıyor. “Presokratik felsefe”ye ve bu alanda üretilmiş düşünce birikimine dair ayrıntılı bir resim veren yazar ilgili literatüre dönüştürücü bir katkıda bulunuyor. Yalnızca Presokratiklerden kalan metinlerden hareketle söz konusu dönem üzerine bir değerlendirmeyle kalmayıp aynı zamanda J. P. Vernant’ın tezlerinin Weberci bir eleştirisini ve Cassirer ile Gadamer’in felsefe tarihi görüşlerinin karşılaştırmalı bir okumasını sunan Presokratik Felsefeye Giriş didaktik, kolaylaştırıcı bir giriş kitabının çok ötesinde, ufuk açıcı bir Erken Dönem Yunan Felsefesi okuması…
Adaletsizliğin Veçheleri

Judith Shklar

Adaletsizliğin Veçheleri

Çevirmen: Nebi Mehdiyev

Kategori: Felsefe

“Başkalarının başına gelenleri adaletsizlikten ziyade bir talihsizlik olarak görmek her zaman daha kolay olacaktır. Bir tek mağdurlar bu tutumu bazen benimsemezler. Ancak hepimizin potansiyel mağdurlar olduğunu hatırlarsak o zaman meselenin ciddiyetini kavrar ve sadece adalet konusunu değil, alışılageldik bir girişim olmasa bile, adaletsizlik konusunu derinlemesine incelemeye karar verebiliriz.” Adaletsizliğin Veçheleri, felsefe ve politik teori alanında 20. yüzyılın ikinci yarısında önemli bir yere sahip olan Judith Shklar’ın en önemli eserleri arasında sayılmaktadır. Metin, tarihte adalet hakkında ortaya konan görüşlere karşı edebiyattan politik teoriye, felsefeden görsel sanatlara kadar birçok alanı kullanarak bir resim ortaya koyuyor. Adaletsizliğin doğası hakkında gerçek bir anlatı üretebilmenin yeni bir adalet teorisi inşasına girişerek değil, bizzat adaletsizliğin veçheleri ile ilgilenmekle mümkün olabileceğini iddia ediyor. Yazar, dolaysız, derin ve ayrıntılı bir perspektifle adaletsizlik tecrübelerinin gerçekte neyi içerdiğini göstererek bizi tüm düşünce tarihini işgal eden adalet sorunu üzerine özgün bir biçimde düşünmeye sevk ediyor.

Kesişimler

Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik

Niklas Luhmann

Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik

Çevirmen: Mustafa Şahin Garipbaş

Kategori: Kesişimler

“Yönetici değişikliği idari rutinde heyecan verici ve nadir görülen olaylardan biridir. Seçim sonuçları belli olduğunda ve yeni bir rejim ihtimali söz konusu olduğunda bakanlıkların koridorlarındaki gerginliği hissedebilirsiniz. Akabinde işler neredeyse tamamen durur. Zira kimse ne bekleyeceğini bilemez ve bir süre, âdeta dedikodularda teselli arar hâle gelinir. Bir bölüm yöneticisinin işten ayrılmasının etkisiyse nispeten daha azdır. Fakat bu da ilgi çekici, özel bir durumun ortaya çıkmasına sebep olur: Halef-selef meselesi, idari bir organizasyonun en alt kademelerine kadar popüler bir sohbet konusudur.” İş dünyasındaki sosyal ilişkiler, sosyologların önde gelen araştırma konularından biri olduğu gibi çalışanların ve idarecilerin de en çok merak ettiği konulardan biridir. Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik modern dünyada, irili ufaklı çeşitli kamu ve özel işletmelerin, çalışanları ve şefleri arasındaki insani ilişkilerin nasıl düzenlendiğini ve bu ilişkinin dinamiklerini çözümlemeye çalışıyor. Niklas Luhmann’ın Yeni Şef’i, çalışanlar ve şefleri arasındaki ilişkilere yeni bir pencereden bakıyor. Yazılı ve yazılı olmayan kurallar, çalışanlar arasındaki gruplaşmalar ve rekabet gibi meselelere değinen eserin sorusu basit: İdareye yeni bir şef geldi, neler olacak?
Homo İnformatiks

Luc De Brabandere

Homo İnformatiks

Çevirmen: İlhan Burak Tüzün

Kategori: Kesişimler

Bir mühendis, matematik tutkunu ve aynı zamanda felsefe alanında akademik çalışmaları olan Luc de Brabandere, farklı alanları sentezlemeyi seven bir düşünür. Yazarın tüm bu yönlerinden beslenerek ortaya koyduğu eser, sayıların diliyle sözel dili karşılaştırarak Homo İnformatiks adlı yeni bir insan türünün doğmakta olduğunu haber veriyor ve bu insan türünün sınırlarını tartışıyor. Eser aynı zamanda Aristoteles’ten Hârizmî’ye, Leibniz’den Thomas Bayes’e, Bertrand Russell’dan Claude Shannon’a pek çok önemli ismi bir araya getiriyor ve internet ve bilgisayarların hızla değişen yenilikçi dünyalarının matematik, mantık ve felsefeye dayanan temellerini tarihsel gelişim süreci içinde ele alıyor. Akıcı bir anlatım tekniği ile kaleme alınan ve Türkçeye Homo İnformatiks: Bilişim, Matematik ve Mantığın Kesişen Dünyaları adıyla kazandırılan bu çalışma, sadece uzmanların değil yenilikçi düşünce ve yaratıcılık gibi konulara ilgi duyan kitapseverlerin de zevkle okuyacağı bir eser.
Tolstoy-Gandhi Mektuplaşmaları

Lev TolstoyMahatma K. Gandhi

Tolstoy-Gandhi Mektuplaşmaları

Çevirmen: Fahrettin Biçici

Kategori: Kesişimler

Edebiyat dünyasının baş tacı Tolstoy’un en büyük hayranlarından birinin Gandhi olduğunu biliyor muydunuz? Pasif direnişçilerle beraber kurduğu kırsal yaşam topluluğuna “Tolstoy Çiftliği” adını verdiğini? Gandhi’nin Tolstoy’a yazdığı ilk mektubunun nedeninin, onun Hintli bir devrimciye yazdığı, Hindistan’ın özgürleşmesi için tek yolun şiddeti reddetmek ve sevginin yasasına boyun eğmek olduğunu söyleyen mektubunu tercüme etmek ve yayımlamak için izin istemek olduğunu? Peki Gandhi mektup yayımlanırken hangi bölümlerin çıkartılmasını istedi? Tolstoy ile Gandhi’nin mektuplaşmalarını okurken, ahlaki mükemmeliyetçilikten ödün vermeden nasıl mücadele edilebileceğini göreceksiniz. Tolstoy’un dediği gibi kesinlikle direnmemek mi, yoksa Gandhi’nin öğütlediği gibi pasif direniş mi doğrusuydu? Bu kitap, kötülüğe karşı direnerek bir hayat sürmenin çarelerini arayan bu iki bilge insanın bu yolda birbirine nasıl destek olduğunu merak edenler için…
On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu

John Ruskin

On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu

Çevirmen: Erdem İlgi Akter

Kategori: Kesişimler

İngiltere’de yaşanan Sanayi Devrimi 19. yüzyıl entelektüellerince nasıl deneyimlendi? Devrimin ne gibi çevresel sonuçları oldu? O zamanlar İngiltere gökleri nasıldı? Bu gökler, 19. yüzyıl sanatına nasıl yansıdı? Nasıl yansımalıydı? Bir Victoria Çağı entelektüeli olan sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, Sanayi Devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alan ilk metinlerden birini ortaya koyuyor On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu adlı çalışmasında. Ruskin’in 1884-1885’te Oxford Üniversitesi’nde verdiği derslerin notlarından oluşan bu metin, dönemin “musibet rüzgârını” bir sanat tarihçisinin gözüyle ve 19. yüzyıl gözlemciliğiyle ortaya koyuyor. Bu gözlemleri, farklı mekânların gökleriyle, büyük ressamların eserleriyle, şiirle ve antikçağ metinleriyle harmanlıyor. Estetik, eleştirel ve ilham verici; kendi ifadesiyle, “gökyüzünün işaretlerine” etkisi ol(a)masa da, zamanın işaretlerini etkilemiş bir eser On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu.

İktisat

Borsa

Max Weber

Borsa

Çevirmen: Gürkan Başay

Kategori: İktisat

“Borsa günümüzde millî ekonomilerin düzenleyicisi ve organizatörü olmaya başlamıştır ve ağırlığı gitgide artmaktadır, üstelik bugünkü toplumsal düzen buna benzer bir biçimde var olmaya devam edecekse, böyle olmak zorundadır da.” Max Weber elinizdeki metni 20. yüzyılın eşiğinde, dünyada ticari küreselleşmenin zirvesine ulaştığı bir dönemde kaleme almıştır. Weber’e göre borsa bu ticari hareketliliği mümkün kılan en önemli araçlardan biridir. Weber bir yandan sarih bir şekilde borsanın işlevlerini açıklarken diğer taraftan da borsaya dair soru işaretlerini gidermeye çalışır. Metin Almanya’nın söz konusu dönemde dünya çapında bir iktisadi güç olma sancılarına ve aynı zamanda Alman toplumu içindeki sınıf çelişkilerine dair de ipuçları içerir. Weber’in söz konusu hususlara dair yaptığı yorumlar onun toplum ile iktisat arasındaki ilişkiye bakışını net olarak gösterir. Bu çerçevede Borsa’yı, takip eden yıllarda Weber’i önemli bir sosyolog olarak sahneye çıkaracak diğer metinlerine temel teşkil eden çalışmalardan biri olarak okumak mümkündür. M. Fazıl Baş’ın kitabın ortaya çıkış bağlamına dair etraflı sunuş yazısı ile yayımladığımız Borsa, Türkçedeki Weber literatürüne önemli bir katkı olarak karşımızda.
Çöküş: Finansal Krizlerle Dolu Bir On Yıl Dünyayı Nasıl Değiştirdi?

Adam Tooze

Çöküş: Finansal Krizlerle Dolu Bir On Yıl Dünyayı Nasıl Değiştirdi?

Çevirmen: Ahmet Fethi Yıldırım

Kategori: İktisat

Günümüzün saygın ekonomi profesörlerinden Adam Tooze’nin 2008 küresel krizinin başta ABD olmak üzere Çin, Rusya ve Avrupa üzerindeki etkilerini incelediği bu çalışma, okurlarına, ekonomi tarihi alanında yeni bir vizyon sunuyor. 1929’daki Büyük Buhrandan sonra dünyanın yaşadığı en büyük kriz olarak kabul edilen 2008 küresel ekonomik krizini, yazar, “çöküş” olarak nitelendiriyor. ABD’nin en büyük yatırım bankalarından Lehman Brothers’ın 600 milyar dolarlık borcuyla iflas etmesi üzerine başlayan, sonuçları dünya geneline yayılan ve gelecek yılları etkisi altına alarak bütün güç dengelerini sarsan bu kriz, yazarın “Finansal Krizlerle Dolu Bir On Yıl Dünyayı Nasıl Değiştirdi?” sorusu çerçevesinde ele alınıyor. Krizlerin nasıl oluştuğu ve küresel boyutta nasıl yayıldığının bilinmesinin, yaşanabilecek yeni krizlere karşı alınması gereken önlemler açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Tooze, bir tarihçi titizliğiyle küresel-siyasi gelişmeleri, finans piyasalarında olup bitenlerle ilişkilendirip, 2008 krizini tarihsel bağlamına oturtuyor. Böylece bu eser, krizin karmaşık yapısının çözümlenmesine kapsamlı ve önemli bir katkı sağlıyor. 2019 yılında Lionel Gelber Ödülü’ne layık görülen Çöküş; sermaye akışları, kamu borçları, bilançolar, tahvil-bono getirileri ve daha pek çok verinin istatiksel analinizi içeren tablo ve grafiklerle zenginleştirilmiş nitelikli bir çalışma.
Borsa Risalesi: Hava Oyunları

Abidin PaşaCelali Yılmaz

Borsa Risalesi: Hava Oyunları

Kategori: İktisat

Türkiye’nin önemli bir borsa geçmişinin olduğu ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın tarihinin 19. yüzyıla kadar gittiği yönündeki ifadeler adeta bir tekerleme olarak söylenegelmekle birlikte, bu hususta referans gösterilen kaynaklar bir elin parmaklarını geçmemektedir. Ülkemizin 19. yüzyıldaki finansal koşullarına ilişkin Türkçede mevcut birincil kaynaklar oldukça yetersizdir. Bu tespitle söze başlayan Celali Yılmaz’ın Osmanlıcadan günümüz Türkçesine uyarladığı sıradışı bir metin Hava Oyunları. Nam-ı diğer; Konsolidenin Hava Oyunlarıyla Sair Muamelat Hakkında Müstakrazat-ı Maliyyeye Dair Risale. Dersaadet Tahvilat Borsası’nın ilk komiseri (ilk borsa başkanı) olan Abidin Paşa’nın kendisi küçük, önemi büyük çalışması, Türk finans piyasalarının tarihsel olarak çözülememiş olan iki temel problemine değinmekte: finansal piyasalarda güven (eksikliği) ve kamu borçlanmaları (fazlalığı) sorunları. Abidin Paşa’nın 1874’te yazdığı Hava Oyunları’nda, Osmanlı borsa pratiklerine dair tüm soruların cevaplarını ve borsanın çok canlı bir tasvirini bulacaksınız.
İlm-i Tedbir-i Mülk : Devlet Yönetme Bilimi

Charles Wells

İlm-i Tedbir-i Mülk : Devlet Yönetme Bilimi

Çevirmen: Mutlu Dursun

Kategori: İktisat

İngiliz Şarkiyatçı Charles Wells’in (1839-1917) kaleme aldığı İlm-i Tedbir-i Mülk, 1860’ta, “Devlet Yönetme Bilimi ya da Türkçe Yazılan İlk Politik Ekonomi Denemesi” alt başlığıyla Londra’da yayımlanmıştır. Osmanlı Türkçesiyle yazılan bu deneme, Tanzimat aydınlarının modern politik ekonomi konusundaki temel bilgi eksikliğini gidermek amacıyla, alanında yazılmış ilk eser olma iddiasıyla okurların ilgisine sunulmuştur. Londra’da Türkçe yayın yapan genç bir İngilizin, ekseriyeti İstanbul’da bulunan Osmanlı-Türk aydınlarına ulaşma kabiliyetinin kısıtlılıklarını dikkate aldığımızda, Wells’in ilk politik ekonomi kitabının yazarı olma iddiasındaki küçük yanılsama kabul edilebilir görülmelidir. Kendisinden yaklaşık yüz yıl sonra Cavit Orhan Tütengil, Wells’in çalışmasının ilk Türkçe iktisat kitabı olmadığını, fakat “Türkçe yazılmış ilk telif iktisat kitabı” olarak kabul edilebileceğini ifade etmiştir. Osmanlı Türkçesi ve günümüz Türkçesiyle, iki metin halinde yayına hazırladığımız İlm-i Tedbir-i Mülk, Türkiye’nin iktisadi düşünce tarihine ilişkin mütevazı ama aslî bir katkı…

Sanat

Bizim Filmlerimiz Onların Filmleri

Satyajit Ray

Bizim Filmlerimiz Onların Filmleri

Çevirmen: Suzan Sarı

Kategori: Sanat

<i>Ortalama Amerikan sineması bizimki için kötü bir modeldir ve bunun nedeni keşke sadece bizimkinden çok farklı bir yaşam şeklini tasvir etmesi olsaydı. Çünkü standart bir Hollywood yapımının karakterize özelliği olan teknik cila, mevcut Hindistan koşulları altında erişilmesi imkânsız bir düzeydedir. Hint sinemasının bugün ihtiyacı olan şey daha çok yaldız değil, mecranın sınırlarının daha güçlü bir hayal gücüyle, daha derin bir samimiyetle ve daha zekice değerlendirilmesidir. ... Sinemamızın en önemli eksiği biricik ve bariz şekilde Hint olan bir biçem ve söyleyiştir, bir tür sinema ikonografisidir. </i> Hint sinemasının dünyaca ünlü yönetmeni Satyajit Ray, bu kitapta kendi sinemasına, Hint filmlerine ve diğer sinema geleneklerine dair görüşlerini ortaya koyuyor. Çok yönlü bir entelektüelin zihin açıcı yorumlarını içeren yazılarında onun sinemasını daha iyi anlamayı mümkün kılacak ayrıntılar, Hint sinemasının meselelerine dair önemli görüşler ve ulusal sinema gelenekleri ile büyük yönetmenlere dair derinlikli değerlendirmeler yer alıyor. Bizim Filmlerimiz Onların Filmleri, Hint sineması bünyesinde modernist sinema yapmaya çalışan bir yönetmenin düşünsel macerasını yansıtması bakımından Türkiye’de sinemayla ilgilenen ve sinema üzerine düşünenler için ilham verici yönlere sahip.
Sihirli Flüt

Wolfgang Amadeus Mozart

Sihirli Flüt

Çevirmen: Murat Kaymaz

Kategori: Sanat

“…bu delikanlı, gecenin peçesini yırtmak ve tapınaktaki büyük kutsal ışığa bakmak istiyor. …Tamino kendisini bekleyen zor imtihanlarda muvaffak olabilecek mi? … Ya içine batacağı acılardan ruhu onu terk eder ve zorlu mücadeleleri bırakırsa. O bir prens! … Daha fazlası. O bir insan!” Kutsal ışığa bakmayı istemenin bedelini insanın güçlü ve zayıf yanlarını tanıyacağı imtihanlarla ödeyen Tamino’nun yolculuğunu anlatan Sihirli Flüt operası, okuru insan olmanın anlamı üzerine bir kez daha düşünmeye davet ediyor. Sevgi, dostluk ve erdem kadar, nefret, kin ve intikam duygularının da insana özgü olduğunu anlatan eser, insanın hakikatin muhafızı olma sorumluluğu ile söz konusu duyguları yönetebileceğine dair bir umudu paylaşıyor. VakıfBank Kültür Yayınları Müzik Klasikleri’nin ilk kitabı olan Sihirli Flüt, 1791 yılında Almanya’da yapılan ilk temsilinden itibaren büyük yankı uyandırmıştır. Emanuel Schikaneder tarafından şarkılı oyun (Singspiel) olarak kaleme alınan Sihirli Flüt operası, Goethe’yi ikinci bölümünü yazmayı düşündürecek kadar etkilemiş, ilk temsilinden bir ay sonra hayata gözlerini yuman Mozart’ın notaları ile ölümsüzleşmiştir.
Deneyim Olarak Sanat

John Dewey

Deneyim Olarak Sanat

Çevirmen: Nur Küçük

Kategori: Sanat

Gerçek sanat eseri organizmaya ve çevreye ait koşulların ve enerjilerin etkileşiminden bütünlüklü bir deneyim inşa etmektir. Deneyim, organizmanın “şeyler dünyası”nda mücadele ve başarılarıyla tatmin olması demektir, bu bağlamda tohum hâlindeki sanattır. Deneyim Olarak Sanat, öncelikle deneyimin tamamlanmışlığını ifade eden, deneyimi kültür ve anlamla özdeşleştiren ve insanın dünya ile ilişkisindeki tüm deneyim olanaklarını kapsayan estetik deneyim kavramının derinlemesine bir değerlendirmesini sunar. Öte yandan, estetik deneyimin bu çok boyutlu ele alınışı özgün bir sanat tanımı ve estetik kuram ortaya koyar. Bu bağlamda, bu eser hem düşünürün deneyim metafiziğinin anlaşılması hem de bu merkezi kavram temelinde düşünürün sanat ve sanat eseri üzerine görüşlerinin anlaşılması açısından çok önemlidir. Sanat, insanın dünya ile dolayımsız etkileşiminin, dünya ile iç içe geçmişliğinin ve bu etkileşimde ortaya çıkan anlam ve değerin yegâne ifadesi ve dışavurumudur. Sanat bu iç içe geçmişlik içinde etkileşimin tüm öğelerini değiştirir, dönüştürür, yeniden inşa eder ve sürekli olarak yaratır. Deneyim Olarak Sanat, tam da estetik deneyim ve sanat ilişkisinin süreklilik içinde yeniden inşa ve ifade oluşuna odaklanıyor.
Mûsikî Yazıları

Ali Rifat Çağatay

Mûsikî Yazıları

Çevirmen: İnceleme : Nilgün Doğrusöz / Çeviri Yazı : Celal Volkan Kaya

Kategori: Sanat

Âlemde her şeyi tevlîd eden ihtiyaçtır. Zamanın, mekânın, muhitin, ahvalin icâbâtı her ne ise vakayinin de ona göre tahaddüsü bir emr-i tabiidir. –Ali Rifat Çağatay Ali Rifat Çağatay, Türk müziğinin sancılı dönüşüm sürecinde öne çıkan simalardan biri… Gelenekle modernin, Doğu ile Batı’nın sürekli çarpıştırıldığı bir dönemde, Türk müzik yaşantısına vâkıf bir yenileşme taraftarı olarak hem geleneği muhafaza, hem de müzik hayatını modernleştirme gibi iki yönlü bir sorumluluk üstlenen az sayıdaki müzik insanlarından… Türk müziğine yönelik yeni anlayışıyla arkasında bir ekol bırakan Ali Rifat Çağatay’ın yayınlarını bir araya getiren bu kitapla, çalışmaları dar bir camiada rivayetler halinde anlatılagelen bir müzik insanının görüşleri kendi kaleminden okuyuculara sunuluyor. Besteci ve ûdi kimliğinin yanı sıra çeşitli müzik kuruluşlarındaki teşkilatçı pozisyonuyla dikkat çeken Ali Rifat Çağatay’ın hayatını ve yazılarını ele alan kapsamlı bir inceleme de kitapta yer alıyor. Türk müziğinin her yönüyle uğraşmış olan Ali Rifat Çağatay, onlarca yıl sonra kendi kelimeleriyle yeniden, Türk müzik yaşantısı ile ilgilenenlerin karşısında…

Tarih

İktidar ve Sanat

Ünal Araç

İktidar ve Sanat

Kategori: Tarih

1730’da kanlı bir isyanla sona eren Damat İbrahim Paşa’nın 12 yıllık iktidarı birçok tarihçi tarafından Osmanlı tarihinde önemli siyasi ve kültürel değişikliklerin meydana geldiği bir dönem olarak kabul edilir. 20. yüzyılın önde gelen tarihçilerinden Ahmed Refik’in tabiri ile “Lale Devri” safahatın, şaşaanın, kültürel ve askerî anlamda Batı etkisinin başlangıcı olmuştu. Bu romantik tabir son yıllardaki çalışmalarda sorgulandı ve Osmanlı tarihinin on iki yıllık bu dönemindeki (1718-1730) kültür ve siyaset çeşitli açılardan tekrar değerlendirildi. Bu dönemde, sanat ve siyasetin, şair ve haminin, mimar ve baninin bir arada değerlendirildiği elinizdeki bu eser Osmanlı kültür tarihinin kapsamlı rehberlerinden biri olmayı vaat ediyor: Sadabad kasırlarında, Kağıthane mesirelerinde şiirlerini takdim eden şairler, yüksek kültürde kitabın ve kütüphanenin değişen rolleri, Arapça, Farsça ve Batı dillerinden yaptırılan tercümeler, İstanbul’un dört bir yanında yeni mimari üsluplarla yükselen külliyeler, çeşmeler ve su yolları… Tebriz’den Nevşehir’e, Üsküdar’dan Rumeli’ye yayılan geniş Osmanlı coğrafyasında, şairlerin sundukları kasidelerde, yenilenen binaların kitabelerinde Damat İbrahim Paşa’nın adı sadece bir sadrazam olarak değil, âbâd edilen çevrenin bir hamisi olarak karşımıza çıkar. Onun kamusal temsili, siyasi gücünün bir dayanağı, hatta bu siyasi gücün varlık sebeplerinden biri olarak düşünülebilir. Hacettepe Üniversitesi, Sanat Tarihi bölümü öğretim üyelerinden Ünal Araç’ın İktidar ve Sanat: Damat İbrahim Paşa’nın Hamiliği (1718-1730) tarihin bu renkli devrinde okurlarını uzun ve zevkli bir seyahate çıkaracak.
Bizansçılık ve Slavlık

Konstantin Nikolayeviç Leontyev

Bizansçılık ve Slavlık

Çevirmen: Alihan Büyükçolak

Kategori: Tarih

<i>“Peki biz ne diye endişeleniyoruz? Avusturya ve Türkiye hâlâ ayakta durmuyor mu en nihayetinde? Avusturya ve Türkiye’nin ömrü uzun olsun (bilhassa bu sonuncusunun). Türkiye’nin varlığını sürdürmesinin hem bizim için hem de Doğu’da bizle aynı inancı paylaşan çoğunluk için faydalı bir şey olduğunun bugün dahi pek çok kişi farkında."</i> Rus düşünce hayatının en zengin ve üretken olduğu on dokuzuncu asır, sosyal ve siyasi yaşamda da oldukça çalkantılı ve hareketli bir devir olmuştur. Elinizdeki eser, Rus düşünce hayatının nevi şahsına münhasır bir kalemi, bir tıp doktoru ve tecrübeli bir diplomat olan Konstantin Nikolayeviç Leontyev’in kendi toplumu ve devleti başta olmak üzere Slav halklarının siyasi vaziyetlerine dair koyduğu tanıları ve Çarlık rejiminin bekâsı için yazdığı “yegane kurtuluş reçetesini” içermektedir. İmparatorluğunun kapsamlı reformlara giriştiği bir ortamda otokrasinin savunusunu veren düşünür, ortaya koyduğu yaklaşımla Rusya’nın niçin diğer devletlerden farklı olduğunu ve olması gerektiğini izah etmektedir. Rus siyasi kültürünün Batı’nınkinden farklı bir gelişim sürecine sahip oluşunu Bizans mirasçılığı zaviyesinden ele alan Leontyev, panslavist ideolojiye de ağır eleştiriler getirmektedir. İmparatorluk Türkiye’sinde Dersaadet, Selanik, Girit (Hanya), Tulça, Yanya ve Edirne’de, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun ise Bohemya Eyaleti’ndeki Rus elçiliklerinde 1863-1872 yılları arasında yoğun ve üretken bir diplomatlık kariyerine sahip olan Leontyev’in siyasi ve felsefi görüşlerini ihtiva eden ve başyapıtı olarak kabul edilen Bizansçılık ve Slavlık adlı eseri, on dokuzuncu asır Rus entelektüel tarihine ışık tutarken okurunu da Rusya’nın uluslararası ilişkilerde dünkü ve bugünkü konumunu düşünmeye sevk etmektedir.
Hilâl-i Ahmer Cemiyeti

Ahmed Midhat

Hilâl-i Ahmer Cemiyeti

Çevirmen: Mustafa Akay

Kategori: Tarih

<i>“İnsâniyyet ve medeniyyetin mebde’i ile müntehâsına bir nazar-ı dikkat ve hikmet atfedilecek olsa âlem-i insâniyyet ve medeniyyette cengin îcâdına şaşılmayıp fakat bugüne kadar devâmına şaşılabilir. Hele insâniyyet ve medeniyyetin bundan sonra vâsıl olacağı daha şimdiden bedâheten tahmin edilen derecât-ı âliyyesi göz önüne getirilecek olur da muhârebenin o zaman dahi devâmına ihtimâl verilir ise insanın bütün bütün şaşırıp kalmaması mümkün olamaz.”</i> Osmanlı Hilâl-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti, 11 Haziran 1868 tarihinde “Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti” adıyla kurulmuş, 1877 tarihinde “Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti” adını almıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun en zor döneminde askerlere yardım amacıyla kurulan Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, uluslararası harekete “kızıl ay” amblemini de kazandırmış, böylelikle “hilâl”i dünyaya armağan eden kurum olmuştur. Elinizdeki bu kitap, millî ve milletlerarası bir yardım kurumu olan Hilâl-i Ahmer Cemiyeti hakkındaki birincil kaynaklardan biridir. 1879 tarihli bu eser, Hilâl-i Ahmer’in kuruluşunu ve özellikle Osmanlı-Rus Harbi sırasındaki faaliyetlerini ele alır. Ahmed Midhat Efendi’nin 1878 tarihli üç ciltlik Fransızca Société Ottomane de secours aux blessés et malades militaires [Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti] adlı eserden derlediği Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, Fransızcası olmayan Türk okuyucunun Hilâl-i Ahmer ile ilgili malumata erişmesinde köprü görevi görmüştür. Ahmed Midhat Efendi’nin yer yer kendi izlenim ve görüşlerini de okurlarla paylaştığı bu eser, Hilâl-i Ahmer’in ilk kuruluş tarihi gibi muğlak bazı hususlara ilişkin net yorum ve bilgiler sunmuştur. Uzun süre, Hilâl-i Ahmer üzerine çalışan araştırmacılar için önemli bir kaynak işlevini gören elinizdeki bu eser; VakıfBank Kültür Yayınları’nın “Cumhuriyet’e intikal eden köklü kurumların tarihi” ile ilgili çalışmalarının bir numunesi olarak okuyucularla buluşuyor.
Rusya: Huzursuz İmparatorluk

Ian Barnes

Rusya: Huzursuz İmparatorluk

Çevirmen: Abdullah Yılmaz

Kategori: Tarih

Geniş ovalara, karlarla kaplı tundralara, uçsuz bucaksız ormanlara yayılmış Rus ülkesinin tarihi en az coğrafyası kadar büyük ve merak uyandırıcıdır. Slav kabilelerinden, Rurik ve Romanov hanedanlarına, Moğol İstilaları’ndan Napolyon’un ordularına, Bolşevik devriminden Hitler’in panzerlerine, Soğuk Savaş’tan Putin’e… Rusya, huzursuz bir imparatorluktur: Hanedan kavgalarını yabancı istilalar, ekonomik büyümesini kanlı savaşlar takip eder. Bu huzursuzluğun sebebi belki de ülkenin çelişkileridir: Rusya’nın doğal kaynakları zengindir, ama Rusya zengin değildir; Rus modernleşmesi Avrupalılaşmanın en iyi örneğidir, ama Rusya Avrupalı değildir. Rusya tıpkı, devlet armasında sağa ve sola bakan kartalı gibi hem Doğu’ya hem de Batı’ya bakan bir ülke. Tarih boyunca, soğuk ve geniş coğrafyasında, kâh genişlemeye kâh bu geniş toprakları dış dünyaya bağlayan ticaret ve kültür yollarına hükmetmeye çalıştı. 15. yüzyılda Rus knezliklerinin zayıf idarecisi olan Moskova, üç asır içinde Baltık Denizi’nden Karadeniz’e, Hazar Denizi’nden Baykal Gölü’ne, Polonya Ovası’ndan Kuzey Buz Denizi’ne yayıldı. Kadim Polonya-Litvanya Birliği ve Avrupa’nın en büyük askeri güçlerinden İsveç Krallığı çarın ordularına teslim oldu. Napolyon’un yenilmez ordularını, General Kış ve Rusya beraber püskürttü. Rus kimliğinin tarihsel oluşumu, zaferleri ve kıyımları hem Türk tarihinin hem de dünya tarihinin en önemli başlıklarından birini teşkil eder. Osmanlı İmparatorluğu’nu askerî olarak yıkabilen güç Avrupa devletleri değil, Rus Çarlığı oldu. Kırım, Çeçenistan, Afganistan ve Türkistan’ın huzursuzluğunun sebebi hep Rusya oldu. Modern zamanların da tarihine yön veren Rusya’nın huzursuzluğuydu: 1917 Bolşevik Devrimi’nin ve Stalinizm’in Rusya’dan dünyaya yayılma çabası belki de insanlığı yok edecek nükleer bir savaşın soğuk rüzgarını tüm insanlığa hissettirmişti. Rusya: Huzursuz İmparatorluk, Bir Tarihsel Atlas Rus tarihini sadece bir anlatıyla değil, haritaların diliyle de tasvir ediyor. Derby Üniversitesi’nden tarih profesörü Ian Barnes, uzun yıllar devam eden araştırmalarının meyvesi olan bu eserin yayımlanmasına şahit olamadı. Yazar 2014 yılında öldüğünde, Putin Rusya’sı Soğuk Savaş sonrasında Ukrayna’ya verdiği Kırım’ı işgal etmeye hazırlanıyordu. Bugün bu huzursuzluk çetin ve sonu belirsiz bir savaşa dönmüş durumda: Rusya’nın tarihsel huzursuzluğu hâlâ devam ediyor. Bir ulusun ve bir coğrafyanın yaşadığı zaferler, felaketler, yaşattığı, yaşadığı acılar ve kıyımlar, renkli ve gerçek ölçekli haritalarla tarih ve coğrafya meraklılarının vazgeçilmez bir başucu eseri olacaktır. Canlı ve ayrıntılı haritaları, sürükleyici ve bilgilendirici metinleriyle bu eser Türk okurunun özlediği, tarih ve coğrafyayı buluşturan bu yazın türünün başarılı bir örneği. VakıfBank Kültür Yayınları’nın tarihsel atlaslar dizisinin bu ilk kitabı, huzursuz imparatorluk Rusya’nın kapılarını aralıyor…

E-Posta Adresiniz

Yeni çıkan kitaplar, kampanyalar ve tüm yeniliklerden haberdar edelim.