KATEGORİ


Klasik

Hilye-i Enbiyâ

Neşâtî

Hilye-i Enbiyâ

Kategori: Klasik

<i>Hilye-i pâk-i safâ-bahş-ı Mesîh Hem bu vech üzre olundu tashîh Ki letâfetde Hudâvend-i Mecîd Levnin etmişdi semen gibi sefîd Hüsn-i hulk üzre idi her kârı Hep tebessümle idi güftârı</i> Hilye, başta Hz. Peygamber olmak üzere dinî ve ahlâkî önderlerin fiziksel özellikleri ile ahlâkî özellikleri arasında ilişki kurarak onları farklı bir yönden tanıtmayı amaçlayan literatürün ismidir. Bu literatür en yaygın halini Hz. Ali’den aktarılan ve İslam hat sanatının en nadide örneklerine kaynaklık teşkil eden levha formunda kazanmışken müstakil eserler de yazılmıştır. Bu anlamıyla hilyeler resim ve ikonografinin görece reddedildiği İslam geleneğinde yeni bir üslup oluşturmuş, sanat ve estetiğe yeni bir yorum imkânı açmıştır. Aynı zamanda hilye edebi tür olarak sadece Hz. Peygamber’in değil, önceki peygamberlerin ahlâkî ve fiziksel özelliklerini de betimleyen metinler olarak yazılmıştır. Bu metinler arasında en önemlilerinden birisi de 17. yüzyılın önemli Mevlevî şairlerinden Neşâtî’nin (ö. 1674) manzum Hilye-i Enbiyâ’sıdır. Neşâtî, Hz. Adem’den başlayarak on dört peygamberin hilyesini ele aldığı eserini ilgili birçok âyet, hadis, sahabe sözü ve diğer kaynaklardan oluşan pek çok esere başvurmak suretiyle hazırlamıştır. Prof. Dr. Bayram Ali Kaya’nın yayına hazırladığı eser şairin hayatına, eserlerine ve şairliğine dair bilimsel bir tahlilin yanı sıra Hilye-i Enbiyâ’nın Osmanlı Türkçesi ile yazılmış asıl metnini günümüz Türkçesiyle birlikte bugünün okuyucularının ilgisine sunuyor.
Fîhi Mâ Fîh

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Fîhi Mâ Fîh

Çevirmen: Adnan Karaismailoğlu

Kategori: Klasik

<i>Allah, kendi sıfatlarının tatları için çeşitli suretler var etti. Her bir surete o tada ulaşma amacıyla hareketler, tavırlar, sesler, nağmeler ve çeşitli ifadeler verdi. Böylece her biri, kendi sakinliği ve kendi hareketiyle hâlin o tadına getirilir; o hareketler, nağmeler ve acayip seslerle Hak bilinir. Gökyüzünün hareketi, yeryüzünün sükûneti ve şaşkınlığı, ağacın raksı, gezegenlerin geliş gidişleri, hayvanların isteklerini yapmaları, ifadeler ve şiirler de böyledir. Hastalık vermeseydi, Rahman olduğunu neyle bilirdin? Merheme ihtiyaç olmasaydı, cimrilik olmasaydı Allah’ın cömertliğini nasıl bilirdin?</i> Büyük mutasavvıf Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin sağlığında oğlu Sultan Veled, Mesnevî’yi yazmasına vesile olan müridi ve halifesi Hüsâmeddin Çelebi ve belki de diğer bazı yakın müritler tarafından yazıya taşınan Fîhi Mâ Fîh (İçindeki İçindedir), genellikle bir âyet veya hadisin yorumu yahut Mevlânâ’ya sorulan bir soru ile bazen de güncel bir olaya temasla başlamaktadır. Eserde Mesnevî’de olduğu gibi çok sayıda âyet-i kerîme ve hadîs-i şerif yer almakta, bunlarla ilgili tefsir ve yorumlar bulunmaktadır. Atasözlerinin, vecizelerin ve farklı coğrafyaların muhtelif şairlerinden Arapça ve Farsça beyitlerin yer bulduğu Fîhi Mâ Fîh fasıllarında Hz. Mevlânâ’nın kendi şiirlerinden beyitler mevzulara zaman zaman eşlik etmektedir. Dünya, âhiret, ahlâk, nebî, velî, insân-ı kâmil, seyrüsülûk, yakīn ve ilâhî aşk gibi tasavvufî konular hakkında da özgün değerlendirmelerin yer aldığı bu klasiği keyifle okuyacaksınız…
Velâyetnâme

Hâcı Bektaş Velî

Velâyetnâme

Kategori: Klasik

<i>Bir yere odun yığıp büyük bir ateş yaktılar. O kadar büyük ki odunların bir ucundan bakıldığında, diğer ucundaki atlı görünmüyor ve ateşin ısısından kimse yanına yaklaşamıyordu. Gülü Han, Can Baba’ya “Derviş gel, ateşe gir; verdiğimiz sözde duruyoruz.” dedi. Can Baba “Beni size Anadolu erenlerinin başı Hâcı Bektaş Velî gönderdi. Onun izniyle geldim. Beni imtihan için önce kazanda kaynattınız. İkinci kez bu ateşi yaktınız. Şimdi bu keşiş sizin din büyüğünüzdür. Gelsin o da benimle birlikte ateşe girsin. Hangimizin dini kuvvetli ise o ateşten çıksın.” dedi.</i> Gülü Han ve orada hazır olan beyler ve ulular hepsi ruhbanın yüzüne bakıp “Ey dinimizin ulusu, derviş seni ateşe girmen için davet ediyor, ne dersin?” dedi. Derviş onların yanında (karşı çıkmaya) utanıp “Girelim ne olacak?” dedi. Can Baba o keşişin elini tutup “Gel ateşe girelim.” dedi. Ateşe doğru yürüdüler. Keşiş “Ey gerçek er! Ben ne olacağımı biliyorum. Çocuklarım sana emanet.” dedi. Can Baba o ateşin içinde üç gün kaldı. Dördüncü gün ateş biraz azaldı. Gülü Han da adamlarıyla ateşe yaklaştı. Dervişin tek başına oturduğunu ve keşişin olmadığını gördüler. Gülü Han “Rahip nerede derviş?” dedi. Can Baba ateşten çıkıp avucunun içindeki ruhbanın parmaklarını Gülü Han’ın önüne bıraktı. “Bize elini verdi. Gönlünü vermedi. Gönlünü verseydi bir şey olmazdı.” dedi. Milletlerin manevi kültür mirası içerisinde yer alan destan, efsane, hikâye, masal vb. gibi anonim edebî eserler, zaman içerisinde onları meydana getiren topluluklarının duygu, düşünce, hayal, inanç ve değerleriyle birlikte tarihin derinliklerinde kalmış örf, âdet, gelenek, görenek, yaşam biçimleri ve maddi kültür unsurları hakkındaki verileri günümüze taşımakta bellek görevini görürler. Türklerin İslâmiyet’i kabul ettikten sonraki dönemlerde meydana getirdikleri ve halk arasında geniş yayılma sahası bulan evliya menâkıbnâme/velâyetnâmeleri de bu çerçevede değerlendirebileceğimiz eserler cümlesindendir. Türk-İslam dünyasında önemli bir yeri olan ve etkileri günümüze kadar ulaşan Hâcı Bektaş Velî; mutasavvıf, âlim ve Bektaşilik yolunun öncüsü olan tarihî bir şahsiyettir. Hâcı Bektaş Velî’nin hayatı, erkânı, kerâmetleri ve yolu üzerine müritleri tarafından bir araya getirilmiş menkabelerin toplamı olan bu eser, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı’nda yer alan menâkıbnâmeler içinde en tanınmış ve yaygın olanıdır. Hâcı Bektaş Velâyetnâmesi; Hâcı Bektaş’ın nesebi, doğumu, çocukluğu, Ahmed Yesevî ile münâsebeti, onun işaretiyle Anadolu’ya gelişinin anlatılmasıyla başlar. Daha sonra Hâcı Bektaş’ın Anadolu’ya geldikten sonraki hayatı, devrin diğer mutasavvıf ve ünlü şahsiyetleriyle olan münasebetleri, halîfelerinden bazılarının menkabelerinden seçmeler, vasiyetname ve ölümü ile devam eder. Yeni harfli orijinal metin ile günümüz Türkçesi metninin bir arada verildiği bu klasiği keyifle okuyacaksınız.
The Mathnawi I – II (kutulu)

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

The Mathnawi I – II (kutulu)

Çevirmen: Reynold A. Nicholson

Kategori: Klasik

1.cilt: Rumi describes this magnificent work as follows: “This is the Book of the Mathnawi, which is the roots of the roots of the roots of the (Mohammedan) Religion in respect of (its) unveiling the mysteries of attainment (to the Truth) and of certainty; and which is the greatest science of God and the clearest (religious) way of God and the most manifest evidence of God.” And he invites us to hearken: “Listen to the reed how it tells a tale, complaining of separations Saying, “Ever since I was parted from the reed-bed, my lament hath caused man and woman to moan. I want a bosom torn by severance, that I may unfold (to such a one) the pain of love-desire. Everyone who is left far from his source wishes back the time when he was united with it.” This is a masterpiece of Persian poetry filled with Sufi wisdom and to understand it, Rumi gives this advice: “O son, burst thy chains and be free!” 2.cilt: Rumi says these Six Books of Mathnawi give light to the Six Directions so that “anyone who has not performed the circumambulation may (now) perform it (round the Mathnawi)” They are like “a lamp in the darkness of imagination and perplexity and phantasies and doubt and suspicion”. They “set forth that the Religious Law is like a candle showing the way. Unless you gain possession of the candle, there is no wayfaring; and when you have come on to the way, your wayfaring is the Path; and when you have reached the journey’s end, that is the Truth.” Encompassed with the doctrines of Sufism, Mathnawi is igniting a spark and this spark can turn into a flame through love. “Love hath naught to do with the five (senses) and the six (directions): its goal is only (to experience) the attraction exerted by the Beloved.”
Aşokāvadāna

Aşokāvadāna

Çevirmen: Ilgaz Hakman

Kategori: Klasik

“Tathāgata’nın parinirvāṇa’ya [Buddha’nın ebedî nirvāṇaya] ulaşmasından yüz yıl sonra, İşte bu erdemli eylem sayesinde o kutlu çocuk, Pāṭaliputra şehrinde hüküm süren Aşoka adındaki bir kral olacaktır. O dört kıtadan birini yöneten, doğru bir dharmarāca [erdemli kral] ve bir çakravartin [cihan hükümdarı] olacaktır.” Avadāna kelimesi “kayda değer eylemin veya başarının öyküsü” anlamlarına gelmektedir. Budist kültür içerisinde önemli bir yer tutan Avadānalar; ünlü Budist karakterlerin geçmiş, gelecek ve günümüz yaşantılarına ait efsaneleri konu edinen edebî bir üslup, dahası koleksiyondur. Aşokāvadāna da Budizm’in ilk hamisi olarak kabul edilen Hint Maurya İmparatoru Aşoka’nın (~MÖ 304-232) hayatını konu edinen ve Sanskrit dilinde kaleme alınmış bir kaynak eserdir. Budist geleneğe ait karakteristik özellikleri gözler önüne sermektedir. Aşoka, Budizm’in kutsal kitaplarının yazıya aktarılması, sınıflandırılması ve dahası mezheplere ayrılışı ile ilgili sürece, bir imparator olarak sunmuş olduğu katkı sebebiyle, Hint kültür tarihinde adından sıkça söz ettirmektedir. Dahası Budizm’in Hint alt kıtasının dışına yayılışı ile ilgili izlediği politikalarla da Budizm sonrası yeniden şekillenen Asya kültürünün ilk temsilcilerinden biri olarak görülebilmektedir. Aşokāvadāna adlı elinizdeki bu eser, orijinali itibarıyla Hint menşeli Budist kültürün gelişim ve değişim sürecinin Hindistan tarihi içerisindeki seyrine bir nebze de olsa ışık tutan bir eser olma özelliğini taşımaktadır. Asya toplumlarının ve devletlerinin, kültürel ve siyasi yapılanmalarında son derece önemli bir yere sahip olan Budizm ile ilgili edebî ve dinî bir metin olarak bu eser; tarih, edebiyat, dinler tarihi ve folklor gibi sosyal bilimler alanlarıyla ilgilenen okuyucuların dikkatine sunuluyor.
Yedi Meclis Mecâlis-i Seb‘a

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Yedi Meclis Mecâlis-i Seb‘a

Çevirmen: Hicabi Kırlangıç

Kategori: Klasik

"Terazi, sadece dükkanlarda ve çarşılarda asılı olan değildir. Terazi, Hakk’ın âyeti, Allah’ın sırrı ve bilginin ayırt ediciliğidir. İşte bu, rûhânî terazidir. Bu, dünyadaki bunca terazinin kaynağı olan semâvî tartıdır. Meyvenin ayrı, sözün ayrı terazisi vardır. Söz doğru mu yanlış mı, hak mı bâtıl mı, bilirsin böylece. Kıymeti nedir bilmen için insanın da ayrı bir terazisi vardır…” Klasik dönemde sohbetler, dinleyicilerden birisi tarafından yazıya geçirilir ve meclis adıyla anılırdı. Bu sohbetler bir kitap biçiminde düzenlenince kitaba genellikle mecâlis (meclisler) adı verilirdi. Yedi Meclis (Mecâlis-i Seb‘a), adından da anlaşılacağı üzere, büyük mutasavvıf Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin yedi sohbetinden oluşmaktadır. Sohbetler, Mevlânâ’nın halifesi Hüsâmeddin Çelebi ya da oğlu Sultan Veled tarafından konuşma anında yazıya aktarılmıştır. Her sohbet (meclis) Allah’a hamd ve Hz. Peygamber’e dua ile başlar. Duanın ardından bir hadisin şerhi etrafında gelişen asıl sohbete geçilmektedir. Sohbette seçilen hadisin işaret ettiği hususlar, kimi ayet ve şiirlerle desteklenerek anlatılmakta ve zaman zaman da hikâyelerle konu pekiştirilmektedir. Klasik şark edebiyatında bir nesir türü olarak da nitelenen meclisin en önemli örneklerinden biri olan Yedi Meclis’i Hicabi Kırlangıç’ın akıcı Türkçesiyle zevkle okuyacaksınız…
Pendnâme

Ferîddüddîn-i Attâr

Pendnâme

Çevirmen: Adnan Karaismailoğlu

Kategori: Klasik

Dünyada kimin itibarlı olduğunu bilir misin? Bakışı temiz olan kişi. Bu devran insana vefâlı olmaz; zulmeder, sevgiyle işi yoktur. Üzüntü gününde seninle beraber olanı sevinç gününde de sor, mutlaka. Nimet gününde biriyle alakadar olursan, dert gününde sana yardımcı olur. Horasanlı meşhur şair ve mutasavvıf Ferîdüddîn-i Attâr’ın (ö. 1221) kaleme aldığı ve ülkemizde Pendnâme ve Pend-i Attâr adlarıyla anılan elinizdeki bu öğüt kitabı, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde büyük alaka görmüş klasik eserlerden biridir. Aslı Farsça olan Pendnâme, klasik bütün kitaplarımız gibi yüce Allah’a hamd u niyaz ve Peygamber Efendimizi övmekle başlayarak, özellikle genç yaşta öğrenilip hayat boyunca uygulanması gereken kuralları ve alışkanlıkları belirli başlıklar altında işlemektedir. Eserde olgun insan ve erdemli toplum hedefi için açıklanması gerekli görülen hususlar, dini kaynaklara ve geleneğe dayalı olarak sıralanmaktadır. Dokuz yüz kadar beyit içeren ve mesnevi nazım şekliyle kaleme alınan bu eser, aynı zamanda bir görgü kuralları kitabıdır. Bu özelliğiyle Pendnâme; nasîhatnâme, siyâsetnâme ve ahlak kitapları arasında anılmaktadır. Eser okunurken, geçmiş asırlardaki tercihler ve hayat şartları hatırda tutulmalıdır. Anadolu’dan Hindistan’a kadar İslam dünyasında asırlarca ellerde dolaşan; Türkçe başta olmak üzere Arapça, Hintçe/Urduca, Fransızca, Latince, İngilizce, Almanca ve bazı başka dillere de tercüme edilmiş olan Pendnâme, nasîhatnâmelerin İslâm kültür coğrafyasındaki en meşhur örneklerindendir.
Âriflerin Tesbihi

Molla Câmî

Âriflerin Tesbihi

Çevirmen: Hicabi Kırlangıç

Kategori: Klasik

Kudretin yarattığı ilk şey kalemdir. Kalemin ucunda iki dünya tek bir yazıdır. O, kalem değil, güzellik bahçesinde yetişmiş taze bir fidandır. Varlık silsilesi göz önüne alındığında fikirde ilk, fiilde sondur. Sûreti insandan doğmuşsa da mânâsı varlığın özüdür. İslâmî ilimler, tasavvuf, dil, edebiyat ve şiir sanatları alanında pek çok eser kaleme almış olan Molla Câmî, Sebk-i Hindî dönemi öncesinde yetişen, klasik Farsça şiirin son büyük şairidir. Eserleriyle şöhreti Hindistan’dan Balkanlara kadar geniş bir coğrafyaya yayılan Câmî; gençlik, orta yaş ve yaşlılık dönemleri şiirlerini üç ayrı divanda bir araya getirmiş, ayrıca büyük mesnevi şairlerinin oluşturduğu “hamse” geleneğini geliştirerek yedi mesnevi kaleme almış ve bu mesnevi külliyatına Heft Evreng (Yedi Taht) adını vermiştir. Heft Evreng’in dördüncü mesnevisi olup amelî ahlak ve tasavvuf konularını içeren Âriflerin Tesbihi (Subhatu’l-ebrâr), Câmî’nin özellikle şekil bakımından en özgün sayabileceğimiz mesnevisidir. Zira şair bu manzumesini, diğer mesnevilerinin aksine, hiçbir şairi örnek almadan yazmıştır. Toplam 2875 beyitten oluşan ve Timurlu hükümdarı Hüseyin Baykara’ya ithaf edilen Âriflerin Tesbihi (Subhatu’l-ebrâr); tevhîd, naat, padişaha övgü ve öğüt gibi kısımlardan sonra ‘ıkd (tespih taşı) adı verilen kırk bölümden oluşmaktadır. Her bölümde dinî, ahlâkî ve tasavvufî bir konu işlenip bir hikâye ile pekiştirilmiştir. Fars şiirinin en büyük üstatlarının sonuncusu sayılan Câmî’nin üstün şairlik kabiliyeti yanında dinî, edebî ve aklî ilimlerle tasavvuftaki derin vukufunun aksettiği bu klasiği keyifle okuyacaksınız…
Munkiz Tercümesi

Mehmed Zihni Efendi-Mehmed Said

Munkiz Tercümesi

Çevirmen: Hazırlayan: Furkan Ustakurt

Kategori: Klasik

…tarîk-i taklîdde bulunmanın bir şartı da âdem kendinin mukallid olduğunu bilmemektir. Eğer insan mukallid olduğunu anlarsa mukallidliği ol saat mahvolur. Çünkü o bir şîşedir ki kırıldığı gibi bir daha ta‘mîr götürmez, meğerki tekrar eritilip de yeniden başka bir kalıba döküle. Gazzâlî’nin kendi hakikat soruşturmasını anlattığı el-Munkiz mine’d-dalâl (Dalaletten Kurtarıcı), yüzyıllar boyunca ilgi ile okunmuş, tartışılmış ve çeşitli dillere çevrilmiştir. Günümüzde eserin birçok Türkçe çevirisi bulunmaktadır. Elinizdeki kitap yazılışından yaklaşık sekiz asır sonra Mehmed Zihni Efendi’nin, Emiroğlu Mehmed Said ile birlikte hazırladıkları Munkiz Tercümesi’dir. Çalışma, eserin tercümesi ile mütercimlerin gerekli gördükleri bölümlere yazdıkları şerhlerden oluşmaktadır. el-Milel ve’n-Nihal, Mukaddime, Şerhu’l-Mevâkıf, Keşfü’z-zunûn gibi eserlerin kullanıldığı şerh kısımları yalnız kitabın daha iyi anlaşılmasına katkısı bakımından değil son dönem Osmanlı aydınının dikkatlerini göstermesi bakımından da önemlidir. Munkiz Tercümesi felsefi düşüncenin ana hedefi olan “kesinlik” ve dini düşüncenin merkezinde yer alan “iman” ve “bilgi” üzerine Mehmed Zihni’nin Türkçesiyle düşünmenin imkânlarını hatırlamak isteyenler için…

E-Posta Adresiniz

Yeni çıkan kitaplar, kampanyalar ve tüm yeniliklerden haberdar edelim.