Rahatsız Edici Bir Sosyoloğun Gözünden Beş Mesele

Sosyolog ve Tarihçi, hayatı boyunca çarpıcı konular hakkında yürüttüğü sosyolojik araştırmalar ve yaptığı açıklamalarla şaşırtan bir bilim insanının üstü kapalı kalmış konular hakkındaki düşüncelerini gözler önüne seriyor. Bourdieu bir tarihçi olan Roger Chartier ile çoğu zaman çatışma içinde olduğu tarih bilimi hakkındaki iddialarını, 1988’de France Culture’de yayınlanan ve “apaçık konuşmak” anlamına gelen À voix nue adlı radyo programında tartışıyor ve böylece, Bourdieu’nün sosyoloji, tarih, felsefe ve sanat hakkında üstü kapalı kalan düşünceleri Chartier ile yaptığı söyleşilerden derlenerek beş başlık altında, Sosyolog ve Tarihçi’de açıklığa kavuşuyor.
Sosyoloji Zanaati başlığını taşıyan ilk bölüm, sosyolojinin varlık sebebini tartışıyor. Bu bölümde Roger Chartier, Bourdieu’ye yönelttiği sorularla sosyolog ve tarihçi arasındaki çatışmayı merkez noktasından yakalıyor. Sosyoloji kitleleri harekete geçirmek için mi yapılıyor, yoksa insanları umutsuzluğa sürüklemek için mi? Sosyoloji hem anlaşılamayacak derecede karmaşık bir şekilde yazıya dökülüp hem de kimileri için radikal derecede yıkıcı olmak üzere açıkça mesaj verebilir mi? Sosyoloji nedir ve sosyolog olmak ne demektir gibi sosyolojiye dair temel bir tanım arayan Chartier, özellikle tarih biliminin ve diğer disiplinlerin sosyoloji ile ilişkisini tartışmaya açıyor: “Sosyoloji denilen, bu kılıktan kılığa giren ve biraz da ürkütücü canavarla karşılaşan diğer disiplinlerin sosyolojiyle ilişkisini nasıl düşünmek gerekir?” 

Habitus ve Alan, Yapılar ve Birey gibi farklı söyleşilerin bir araya getirilmesinden oluşan Sosyolog ve Tarihçi’de, bir başlık altında gündeme gelen konu ve soruların, aslında söyleşilerin tümünde tartışıldığı görülür. Bu nedenle derleme niteliğindeki kitap, bu sorular takip edildiğinde tek nefeste yapılmış bir söyleşinin metni niteliğini taşır. 

Örneğin ikinci söyleşi, İlüzyonlar ve Bilme’de entelektüelin toplum içindeki rolünden bahsedilir. Bourdieu, entelektüelinin, tahakküm altındaki topluma hazırladığı söylemi dayatanlardan oluşan bir toplumun, gerçek bireylerden oluşmadığını söyler. Bir toplumda entelektüel, ancak hâlihazırda işleyen tahakküm mekanizmalarını ortaya çıkarmaya yarayan araçları sunmalıdır ve Bourdieu’nün bu tanımına göre entelektüellerden meşaleyi devralanlar, sosyologlardır. Tam bu noktada Bourdieu kalıplaşmış fikirleri yıkan sosyoloji biliminin, bizzat kendisini sorgulayıp sorgulamadığını gündeme getiriverir ve şunları sorar: Sosyoloji her şeyi nesnelleştirir; peki kendi kendini nesnelleştirebilir mi? Eğer kendini nesnelleştirirse kendi temellerini yıkıyor olmaz mı? Tarihçi, kendisi de bizzat tarihin içindeyken, bir tarih bilimi var mıdır? Sosyolog da bizzat kendisi toplumun içindeyken, bir sosyoloji bilimi var mıdır? 

Bourdieu, bilim insanının, hakkında konuştuğu şeye atfettiği değere dikkat çekmiş; görünürde bilimsel olan söylemde, araştırmacının nesnesinden çok, nesne ile ilişkisinden bahsettiğini söylemiştir. Sosyolog ve Tarihçi’de de kendisini gösteren bu tavır sosyolojinin rahatsız eden bir bilim ve Bourdieu’nün de meslektaşları tarafından tahammül edilmesi güç bir adam olarak anılmasının nedeni olsa da sürekli sorgulayan tavrı, insanı güvende hissettiren bilgisizliklerin bertarafına hizmet eder.
  • 27.12.2021

İLE İLGİLİ MAKALELER

E-Posta Adresiniz

Yeni çıkan kitaplar, kampanyalar ve tüm yeniliklerden haberdar edelim.