Avrupa’da bir insanlık enkazı: Leningrad Kuşatması

İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşanan bir insanlık dramı Leningrad Kuşatılmış Bir Şehrin Trajediji (1941-1944) adlı kitapta anlatılıyor. Anna Reid’in kaleme aldığı eserde Alman kuşatması altında 900 gün kalan şehrin trajedisi bir roman üslubunda ele alınmış.

Tarihin gördüğü en yıkıcı savaşların başında İkinci Dünya Savaşı gelir. Milyonlarca insanın hayatına mâl olan bu savaşta ne kaybeden ne de kazanan devletler temel insani değerlere riayet etmişti. Askerden daha çok sayıda sivilin katledildiği bu savaş, ülkemiz okuru için son yıllarda daha çok merak edilir oldu. İngiliz araştırmacı Anna Reid’in kaleme aldığı, Özgür Atılım Turan tarafından tercüme edilen ve VakıfBank Kültür Yayınları’ndan yayımlanan Leningrad: Kuşatılmış Bir Şehrin Trajedisi 1941 – 1944 bu konuya ilgi duyan okur için önemli ve mevcut diğer kitaplardan farklı bir eser. 

Savaşın eksilttiği yaşamlar 

Rusya’nın beyaz geceleri ile meşhur şehri St. Petersburg’un adı 1917’deki Bolşevik Devrimi’nden sonra 1924 yılında Leningrad olarak değiştirilmişti. Nazi Almanya’sının orduları Haziran 1941’den itibaren Rus şehirlerini işgal etmeye başladığında, Rusya’nın Avrupalı yüzü olarak bilinen Leningrad öncelikli hedefler arasına girdi. Baltık Denizi’ne açılan bir kapı olması dolayısıyla stratejik önemi de hayli yüksek olan bu şehir ve insanları 1941 sonbaharından 1944 kışına kadar, 900 gün boyunca Alman kuşatması altında kaldı. Reid’in adeta bir Rus romanı üslubunda kaleme aldığı eseri, kuşatmanın askeri, siyasi ve stratejik meselelerini ön plana çıkartmıyor; yazar bu kuşatmayı, onu bizzat yaşayan, insanlık felaketlerini tecrübe eden ve hatta bu trajedide hayatını kaybeden insanlardan bize kalan hatıraları, anıları, tanıklıkları kullanarak anlatıyor. Kitap hacmine rağmen bir solukta kendini okutuyor, fakat kitap kendini ne kadar hızlı okutsa da anlatılanları hazmetmek o kadar kolay olmuyor.

Açlığın pençesinde hayatta kalma mücadelesi

Alman orduları, diğer Rus şehirlerine ağır zırhlı silahlar, uçaklar, toplarla saldırırken, Leningrad için kullanılan silah çok farklıydı, basit ama bir o kadar da vahşi bir silah: açlık. Soğuk iklimi ile barış zamanında bile barınmanın bir problem olduğu şehirde yüzbinlerce insan, birkaç hafta içinde soğuk ve açlığın pençesine düştü. Caddeler, sokaklar açlıktan ölmüş ve donmuş cesetlerle dolmaya başladı. İnsanlar bir parça ekmek için cinayet işliyordu. Açlıkla mücadele eden şehir halkı, insanlığın değerlerinden uzaklaşmış, cesetlerin yendiği, hatta yenmek için insanların öldürüldüğü korkunç olaylar gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Anneler ölen bebeklerini, hayatta kalan diğer çocuklarına yediriyordu.

Şehirde yaşanan bu felaketler Almanların silahı olduğu kadar, Stalin yönetiminin de beceriksizliğiydi aynı zamanda. Komutanlar, şehirde sıkışıp kalmış sivilleri, askeri hesaplarına katmıyordu. Şehrin tahliye edilmesi için gerekli planları yapmak aylar sürdü, bu planları hayata geçirmek ise yıllar. Tüm bunlar olurken, Rusya’nın diğer şehirleri Leningrad’da neler yaşandığından haberdar değildi. Çünkü Stalin yönetimi, mesaisini halkın kurtarılmasından çok, yaşananları saklamak için harcıyordu. 800.000’e yakın insan öldü. Almanlar kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldıklarında, Leningrad kocaman bir enkaza dönmüştü: insanlık enkazı. 

Bu yazı ilk olarak YeniŞafak'ta yayımlanmıştır.

  • 27.12.2021

İLE İLGİLİ MAKALELER

E-Posta Adresiniz

Yeni çıkan kitaplar, kampanyalar ve tüm yeniliklerden haberdar edelim.