Süren Dergi Mi Yaşar, Devrin Ruhu Olabilen Mi?

Aslı Uçar 1950’ler Türkiye’sinde Edebiyat Dergileri çalışmasında dergileri bir bir incelerken kültür ve edebiyat hayatımızın tarihsel atmosferini çizmeye çalışıyor.

Yeni Türk edebiyatı dergilerden doğdu. Şairler, yazarlar, öykücü ve eleştirmenler dergilerin oluşturduğu ortamlarda var oldular. Sadece şair ve yazarları değil okurları da çıkardılar aynı zamanda. Dergi, okur ve yazar üçlüsünden oluşan geçmiş bir altın çağdan söz edilebilir bu bağlamda. Düşünce tarihimizin oluşumunda dergilerin kurucu rolü küçümsenemez. Bizim kültürümüz bir dergi kültürüdür aynı zamanda. Şimdilerde bu kültür başka yollara evrilse de hâlâ kültür, sanat ve edebiyat hayatımızın can bulduğu yerdir dergiler.

Türkiye’de toplumsal değişim Tanzimat’tan bu yana büyük ve keskin dönüşümler sergiliyor. Sanat ve düşüncenin etkin hattı dergiler üzerine yeterince çalıştığımız, farklı bağlamlar üretip irdelediğimiz söylenemez. Akademik hayatın kimi şematik dokunuşları yeterli değil. Cemal Süreya’nın vaktiyle dergiler hakkında yazdığı kısa ama yorum yüklü yazıları hayranlıkla okumuştum.

Aslı Uçar 1950’ler Türkiye’sinde Edebiyat Dergileri çalışmasında, Türkiye’nin 1950’li yıllarda yaşadığı köklü, siyasal, toplumsal ve ekonomik dönüşümlere paralel olarak Hisar, Varlık, Mavi, Yeditepe ve Pazar Postası’na odaklanıyor. ‘Edebi yapıtların vitrini oldukları kadar, edebiyatın tartışıldığı bir forum olma işlevini’ nasıl taşı(yabil)dıklarını tartışmaya açıyor. Geçmişte yapılan ‘yazar ve yapıt’ odaklı çalışmalara eleştiriler yöneltiyor. Uçar’a göre dergiler yakından incelendiğinde ‘edebiyat tarihini yazarların ve kanonik yapıtların tarihi olmaktan kurtarmak ve onların nasıl bir bağlamda üretildiğini anlamak’ mümkün olacaktır.

Türkiye’de dergiler biraz da birbirlerine karşı konumlanırlar. O bağlamda, yazarın, edebi değerlerin kalesi, yeniliğin sınırları ve köy edebiyatı, köyden kente edebiyattaki değişim, edebi değerlerin sorgulanması gibi tanımlayıcı başlıklar kullanması yerindedir. Dergileri çıkaranlar cephe açarken cephe de olurlar. Ne var ki kendi dergilerimizi inceleyecek ‘yöntem ve kuramlardan’ uzak oluşumuz ister istemez envantere yoğunlaşmayı beraberinde getiriyor. Aslı Uçar, Batılı kaynak ve yöntemlerden yararlanma yoluna bu sebepten yöneliyor.

Koleksiyon takımlarına bile ulaşmanın mümkün olmadığı dergiler var. Son yıllardaki dijital aktarımlar elbette araştırmacıların işini kolaylaştırıyor ancak, kültürel ve ilmi bağlamı kurmak hala ciddi bir mesele. Aslı Uçar eğildiği belli dergiler vasıtasıyla bizim toplama bakmamızın yolunu öneriyor. Dergileri bir bir incelerken kültür ve edebiyat hayatımızın tarihsel atmosferini çizmeye çalışıyor.

Tek-sesli baskın dergiler göreceli iktidar öbeklenişi gösterirken, çok-sesli dergiler hem edebiyatın hem de yazanların önünü açmaktadır. 

Söz konusu dergilerden geriye kalan isim ve tartışmalara ayrıca eğilmek gerekir. Dergileri yaşatan biraz da bugüne düşen izleridir. Beş dergiden sadece ’Varlık’ın hayatta olması da bambaşka bir araştırma konusu olmalı. Süren mi yaşar, devrinin ruhu olabilen mi?

Söz konusu incelemeden çıkarılacak sonuçlardan birisi de, bir derginin edebiyat görüşü ve yol açıcılığıyla kurucusunun özdeşleşmiş olmasıdır. Tek-sesli baskın dergiler göreceli iktidar öbeklenişi gösterirken, çok-sesli dergiler hem edebiyatın hem de yazanların önünü açmaktadır. Hisar ve Yaşar Nabi yönetimli dergilerden bugüne fazla bir ışık düşmezken Pazar Postası ve Yeditepe’nin özgürlükçü ışığının parlaması bundandır. Mavi de Attila İlhan’ın akorduna takılıp kalmıştır.

* Bu yazı Hürriyet Kitap Sanat’ta 2 Ocak 2019’da yayınlanmıştır: http://www.hurriyet.com.tr/kitap-sanat/suren-dergi-mi-yasar-devrin-ruhu-olabilen-mi-41070689

E-Posta Adresiniz

Yeni çıkan kitaplar, kampanyalar ve tüm yeniliklerden haberdar edelim.