Yeniden Dorian Gray’in Portresi

Pek yakında, Dorian Gray’in Portresi’ni yayımlıyoruz. Peki neden?

Pek yakında, Osman Çakmakçı çevirisiyle yeniden yayımlıyoruz Dorian Gray’in Portresi’ni. Victoria döneminin dâhi çocuğu, sıradışı yaşamı ve zamanının ötesinde zihin dünyasıyla, zamanında eleştirilere boğulmuş büyük Oscar Wilde’ın tek romanını. Büyük bir heyecan içerisindeyiz bu büyük eseri, Osman Çakmakçı ustalığıyla yeniden okuyucunun ilgi ve dikkatine sunacağımız için. Okumuşsanız yeniden okumanız, okumamışsanız bir an evvel okumanız dileğiyle, kitaba dair mutfaktan çıkma birkaç söz söylemek isteriz.

Oscar Wilde, De Profundis kitabında, yani Lord Alfred Douglas’a yazdığı uzun zindan mektubunda, meşhur Narkissos kıssası için şunları söyler:

“Sanatta gerçeklik, yüksek bir tepeden gelen yankı olmadığı gibi, bir vadide ayı aya ya da Narsis’i Narsis’e göstermekten öte bir işlevi olmayan gümüş bir su kaynağı da değildir. Sanatta gerçeklik bir şeyin, kendisiyle özdeşleşmesi, kendisiyle birleşmesidir; dışa doğru olan, içe doğru olanı ifade eder; ruh, bedene kavuşturulur ve beden, ruhla doldurulur. İşte bu nedenle, kederden daha üstün bir gerçek yoktur.”[1]

Dorian Gray’in Portresi, Wilde’ın yukarıdaki alıntıda ele aldığı hassasiyetleriyle yeniden yazdığı bir nevi Narkissos kıssası gibidir. 

Dorian Gray’in Portresi, Wilde’ın yukarıdaki alıntıda ele aldığı hassasiyetleriyle yeniden yazdığı bir nevi Narkissos (Narsis) kıssası gibidir. Su içmek için eğildiğinde, sudaki yansımasına âşık olan, bu yansımaya istese de kavuşamayan ve bulunduğu yerde kuruyup giden Narkissos’un kıssası gibi. Ancak Wilde, Narkissos ile yansıması arasındaki ilişkiyi, bu romanda tersine çevirir. Kendi imgesine âşık olan Narkissos gibi, Dorian Gray de portresine ve onun üzerinden kendisine âşık olur. Ancak romanda, âşık olunan imge Dorian Gray’in bizzat kendisiyken, eylemlerinin sonuçlarıyla dönüşüm geçiren taraf portresidir. Ve olaylar, bu tersine çevirme ile ilerler.

Yukarıdaki alıntıya paralel biçimde Wilde, bir sanatçı olarak, Narkissos kıssasında birbirine kavuşamayan bu iki tarafı, Dorian Gray’in Portresi’nde, acı dolu bir yoldan geçerek birleştirir. Hem de Dorian Gray’in kendisine rağmen. Dorian Gray, kendi ruhunun devinimiyle devinen bu portreden ne kadar kurtulmak, onu ne kadar yok saymak istese de kitap, acı ve keder aracılığıyla, varoluşsal meselemiz olan ruh-beden ikiliğinin bir çeşit nihai sona erdirilmesi olarak da okunabilir.

Bu ikiliği sona erdiren failse, ikiliği yaşayan taraflar, yani Dorian Gray ve imgesi değil, sanatçının bizzat kendisidir. Yani De Profundis kitabında, “Sanatçının her zaman aradığı şeyin”, “ruhun ve bedenin bölünmez bir bütün oluşturduğu varoluş biçimi” olduğunu söyleyen Oscar Wilde’ın ta kendisi. Dorian Gray’in Portresi’nde, sanatçı Wilde, bu arayışın tarihteki en incelikli örneklerinden birini ortaya koyar.

Ve Oscar Wilde’ın, Dorian Gray’in Portre’sini (yeniden) okumak, aynı varoluş sancısını resmeden abidevi bir ressamın tablosuna (her seferinde yeni bir şeyler) keşfetmek için (tekrar tekrar) bakmaya benzer. İlk çarpıcı karşılaşma, sonrasındakilerde yerini, hayranlık verici detayları, teknik veya diğer incelikleri keşfetmeye bırakır. Bu keşiflerdeki heyecanın daim olmasının ardında, sanatçı kadar, eserde kendi yaşamlarından izler bulan keşfedenler de yatmaktadır. Zira sanatçı, insana dair olanı resmederken, “sanatın asıl yansıttığı”, Oscar Wilde’ın da dediği gibi, “yaşam değil, seyircinin kendisidir.”[2] Yani bizlerdir.

Keyifli okumalar.
 



[1] Oscar Wilde, De Profundis, çev. Yaşar Gönenç, Yaba Yayınları, İstanbul, 1996.

[2] Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi, çev. Osman Çakmakçı, VakıfBank Kültür Yayınları, İstanbul, 2019, s. 6.

 

  • 02/03/2019

MAKALELER

E-Posta Adresiniz

Yeni çıkan kitaplar, kampanyalar ve tüm yeniliklerden haberdar edelim.