Beraber Sinemaya Gidilir

Beraber sinemaya gidilir, dışarıya çıkılır, muhallebi yenirdi. Bazense kitap okunurdu.

 

Beraber sinemaya gidilir, dışarıya çıkılır, muhallebi yenirdi. Notaları havada yakalamak gayesiyle zıplanır. Bazen boşu boşuna kürek çekilir. Bazense kitap okunurdu. İç dünyanın derinliklerine daldıkça, ne kadar sıkıntıda olduğunu unuturdun. Orada gönlünden koptuğunca aşık olunur, yer çekimi tersyüz edilir, zaman kalıpları yıkılır, felaketlere gülümseyerek katlanılırdı.

Çıkan seslere, burnunun içine doluşan kokulara, gözlerini bir anlık kapatmaktan korktuğun görüntülere kimseler çomak sokup seni uyandıramaz oradan. Kendini defalarca kaybeder ve yeniden bulursun. En yakın dostunla ettiğin muhabbetlerden bile daha samimidir orası. Özgür gibi koşuştururken, yalnız kalamadığını anladığın zaman gökyüzünde uçmayı düşleyebilirsin. Hiçbir zaman arzularına ulaşamadığını terler içinde uyanıp fark ettiğinde, koşulsuz bir sevginin tarihin tozlu sayfalarında titrekçe seni beklediğini anımsadığın zaman ölümü beklemek yerine toprağın derinliklerinde yüzersin.

Aldatmacalara kanmamak adına okursun. Çalışanların neden çalıştığını, dünyanın nasıl kurulduğunu, Jazz çağında insanların ne kadar iki yüzlü olsa da yenilmeyi göze alacak kadar da tutkulu olduklarını, aydınlanmanın hangi çatışmaların sonunda ortaya çıktığını, romantik senfonilerin ve şaheserlerin nasıl yaratıldığını anlayabilmek için okursun. Ne kadar yanlış anladığınla yüzleşmek seni yıkar. Gözlerin acıların ne kadar fazla olduğuna bakmak istemez. Ama yine de cesaret edebilirsen başkalarının acılarını hissedebilirsin. Yaşamaya sarılabilmek için gözlerini yummamayı tercih edebilirsen, ölene kadar rüyanın, rüyan olduğunu düşleyerek yaşayabilirsin.

Düşüncesinden dolayı insanları yargılamayı unuttuğun her an yeninden doğarsın. Özgürlük içinde yaşamanın, sevginin, adaletin kaynağına yolculuk edersin. Yolculuk son bulmaz. Her yeni kitapta yeniden yola çıkarsın. Her yeni aşkta onun, olmayanın gözlerine bakarsın. Gedik kapanmaz. Tamamlanamazsın. Hissedebilirsin yalnızca. Yalnızca hissedebilirsin. Yalnızca çocukların dehlizlerine bakmanın verdiği huzurun hiçbir yerde bulunamadığını anlarsın. Ölürken bile ne kadar zengin bir hayata yaşadığının gururuyla mezara uzanırsın. Toprağın altından yukarıya tırmanırsın ve çığlık çığlığa bağırırsın “ gökyüzünün yansıması toprağa karışırken ben doya doya baktım ve yaşadım.” diye Sonra eski bir savaş gazisinin yaralarını sararken, ellerine kan bulaştığından ateşin çıkabilir. Sanki hiç ölmeyecek gibi yaşayamayanlar, hayata dört elle sarılır. Irmaklar serinliğini bulaştırır. Dağlar gürülder. Şimşekler dizlerimize yağar. Rüzgarlar kilimlere can verir. Müziksiz dans etmeyi bile öğrenebiliriz hayatla. Kapalı kutulara hapsolsak da gerçeğin yorumlardan ibaret olduğunu anlamlandırabildiğimizden, ırmaklara ayak serçe parmağımızı dokundururuz yine de. Koleksiyoncu titizliğiyle biriktiririz geçmişi ve geleceği ancak savrukça dans da ederiz bozkırlarda hep birlikte.

Sonra odamıza çekiliriz, meyve yeriz. Yel değirmenleriyle savaşmak üzere atımızın boynuna tutunuruz. Kimse rahatsız edemez bizi. Kitabın sayfaları yanaklarımızdan akar. Sorarlarsa dışarıda olmadığımızı söyleriz. Zil çalabilir. İçeride yankılanır. Kapıyı açtığımızda yazarlar teker teker içeriye dalar. Rüyadan uyanmamanın, rüyaların fısıldadıklarına, doğanın söylediklerine kapı araladığını zaman geçtikçe duyumsarız. Günlük hayattaki dilin ne kadar da kifayetsiz kaldığını hisseder misiniz?

  • 31/01/2019

MAKALELER

E-Posta Adresiniz

Yeni çıkan kitaplar, kampanyalar ve tüm yeniliklerden haberdar edelim.